Zaman kavramı, evrende bulunulan yere göre  büyüklüğü değişebilen göreceli bir kavramdır. Bir gezegenin kendi etrafında 1 kez dönmesi ile meydana geldiğini varsaydığımız 1 gün, Dünya’da 24 saat,  Jüpiter’de 10 saate yakın,  Ay’da ise 24 saatten biraz daha fazla bir süredir. Buna göre gök cisimlerinin dönmesi ile zamanın oluştuğunu farz ederiz. Hâlbuki zaman, uzayda herhangi bir gezegenin veya yıldızın kendi etrafında dönmesi ile meydana gelmiyor; zaman bunlardan bağımsız olarak kendi seyrini devam ettiriyor ve aslında dünya ya da diğer gezegenler dönmese de zamanın akışı devam ediyor. Ancak biz zamanı daha iyi anlamak için dünyanın dönmesi ile bağlantılı olarak bir takım zaman ölçücü birimler geliştirmişiz. İnsanlık tarihini, insan ömrünü, yaşadığımız günleri bu geliştirdiğimiz zaman birimine göre tanımlıyor ve insan hayatını bu zaman anlayışına göre bölümlere ayırıyoruz.


  Zaman elle tutulan, gözle görülen maddi bir varlık değil.  Zaman, bir çok düşünür tarafından ‘’nesnelerde meydana gelen değişimler’’ şeklinde tarif edilmiş. Ancak nesnelerin olmadığı yerlerde zaman yok mu, zaman maddeye bağımlı mı gibi sorular bu tanımın yerli yerine oturmadığını gösteriyor. Şu söylenebilir ki; bir taşın zamanla şekil değiştirerek toprağa karışması, bir fidanın kocaman asırlık ağaç olması, bir çocuğun bir süre sonra ak saçlı bir ihtiyar olması gibi varlıklardaki nesnel değişimler zamanın kendisi olmayıp, bizim zamanı algılamamızı sağlayan değişimlerdir.

 Zaman geçtikçe insan vücudunun her organında  yaşlanmaya bağlı değişiklikler meydana gelse de, insan ruhu hep aynı kalır, yaşlanmaz.  Ruh zamandan bağımsız olarak varlığını devam ettirir ve yapı olarak zamandan etkilenmez.

 İnsanlık tarihi âlemlerin yaratılışından binlerce yıl sonra başlar. Zamanın başlangıcından sonuna kadar insanlığın ömrü sınırlı bir yer tutmaktadır. Her bir insanın yaşam süresi de bu uzayıp giden zaman olgusunun sadece çok sınırlı bir kesiti. Hiç kimse bu sınırlı zaman kesiti dışında bir zaman  diliminde yaşamını sürdürme lüksüne sahip değil.  Yaşadığımız süre içinde sıkıntılı gördüğümüz bir dönemi atlama seçeneğine sahip olmadığımız gibi; beğendiğimiz anları da tekrar yaşama şansına sahip değiliz. 

 Yaşadığımız her bir an bir daha kazanmamak üzere ömrümüzden kayıp gidiyor. Büyüklerimiz ‘’ vakit nakittir’’ demişler. Ancak vakit nakitten de çok kıymetli bir şey. Çünkü nakit harcanır ve tekrar kazanılır, geri getirilebilir. Ancak vakti harcadığımızda tekrar kazanamıyoruz, geri de dönmüyor. Nakit biriktirilebilir, tasarruf edilir; vakit  tasarruf edilemez, fakat boşa harcanırsa israf edilir. Bu nedenle hadis-i şerifte belirtilen kıymeti bilinmesi gereken 5 şeyden önemli biri de  ‘’darlığa düşmeden önce boş zaman’’dır. Hayatımızda öyle  yoğun dönemler oluyor ki, 1 saniyeye dahi ihtiyacımız olduğundan nefes nefese kalıyoruz.

 Bilimsel ve felsefî olarak nasıl tanımlanırsa tanımlansın, zaman, bize göre yaşadığımız şu andır. Nefesimizi aldığımız ve kalbimizin çarptığı her saniye bizim zamanımızdır. Zamanı kavramak, o anın farkına varmaktır; zamanı da yaratan bütün zamanların ve mekânların Sahibini bilmek ve her an O’na kulluk bilincine varmaktır.
Aslında zamanı değerlendirmek kendi hayatımıza değer katmaktır. Boş zaman geçirilmez, kainatta her an  bir takım önemli hadiselerle zaten doludur; biz kendi ömrümüzden bir zaman kesitini boş şeylerle geçirebiliriz. Boş kaldığımız zamanlarda, boş zaman geçirmiyoruz; ömrümüzü boşa harcıyoruz. Çok ilginçtir ki insan, çok değer verdiği bir malına zarar verildiğinde kızgınlığından küplere biner de, ömrünün bir parçası olan zamanı boş oyalanmalarla heder edildiğinde eğlenceli vakit geçirdiğinden bahsedebilir.İki cihan güneşi sevgili peygamberimiz (sav) insan için en kıymetli iki nimeti çağlar öncesinden özetliyor:’’İki nimet vardır ki insanlardan çoğu bunların kıymetini bilmeyerek aldanmıştır. Sağlık ve boş vakit’’.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.