“Yeter! Söz Milletindir”, diyen Adnan Menderes’in idamından beri 51 yıl geçti. Bugünlerde medyada, onu asan zihniyetin bugünkü temsilcilerinin, mezarına gittiğine dair haberler yer aldı. 50 yılda o cephede çok şey değişmiş gözüküyor. Peki bu taraf, 1950’de söze sahip çıkanlar ne kadar değişmiş olabilir?
                Bu sloganın 1950’den milletimizde bulduğu akis üzerine hep düşünmüşümdür. Cumhuriyetin kurulmasından sonra devleti idare eden elitin, milleti yüksünmesi, o kadar ki Kızılay meydanına çıkmasını yasaklaması, onların dinini öğrenmesine karşı tutumu …  Benzeri hatıraları hepiniz gibi ben de dinlemişimdir. Söz Allah’ındır, demek için söze talip olan bu millet, Camilerini ahıra çeviren, Kuran’larını yakan, Kuran okumayı öğrenen ve öğretenlerine görülmemiş zulümler yapan bir idareye karşı pek çok alanda mücadele vermiştir.
İmam Hatiplerini, vakıflarını, derneklerini kapatan, milletinin sakalıyla, başörtüsüyle, çarşafıyla derde uğramış, milletinin düşmanı bir zihniyet… bunları beraberce yaşadık. Yasak kitaplar okuduk, yasak şiirler dinledik. Tarihin yalan söylediğini(söylettirildiğini) gördük. Bugünlere geldik.
Son on yıldır, geldiğimiz yeri hazmetmeye çalışıyoruz. Bazılarımızın ayaklarının malda, mevkide, parada veya kadında kaydığını üzülerek müşahede ettik. Başörtüsünün bir bez parçasına indirgendiğini, başını örtenlerden bir kısmının, vücudunun her hattını ortaya koyan elbiseleriyle, giyinmiş çıplaklara dönüştüğünü gördük. Sakalını sıvazlayarak menfaati için yalan söyleyen, soğukkanlılıkla aldatan, faiz yiyenler gördük. İslam’a hizmet için zekat, sadaka toplayıp fakir çocukların yüzüne bakmayan hocalar, cemaatler gördük. 
Niye böyle olduk, biz?

1998’de Bursa Yeşil İmam Hatip’te başörtüsü eyleminde ayağını kaybeden ve hayatına hala protez bacakla devam eden kızdan, suratında yarım kilo boyasıyla “başörtülü seks objesi” kıvamında erkeklere kırıtan bir nesle nasıl geldik?


35-55 yaş aralığındaki başörtülü kadınların yanındaki japone kollu, streç kotlu kızları kim yetiştirdi?
Küpeli, düşük bel pantolonlu, top sakallı, alın teri gibi bir mefhumla hiç işi olmayan, çalışmadan kazanma idealine sahip, alnı secde görmemiş gençler uzaydan mı geldi?
Hayır, Cumhuriyetin elitleri, ne kadar direnirlerse dirensinler, ne kadar modern veya postmodern darbe yaparlarsa yapsınlar, 367 türü elli tane kriz uydursalar da başlarına geleceği biliyorlardı. Yapmak istedikleri, bu kaçınılmaz son gelmeden, millet her şeye hakim olmadan milleti ve taleplerini ne kadar olursa o kadar değiştirmekti. Çünkü bu milletin bin yıldır her yere, en başta da zihnine “Allah’ın Dediği Olur” yazdığını ve sözün/kelamın en üstününün Allah’ a ait olduğuna iman etmiş bir millet olduğunu biliyorlardı. Bunu yok etmek için dizileriyle, filmleriyle, bürokratlarıyla, sanatçılarıyla hücum ettiler. Hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarını hep beraber göreceğiz.
 O halde, şimdi en büyük mesele sözün/kelamın kime ait olduğudur.
 Sözün kime ait olduğunu belirleme hakkını en sonunda elde etmiş olan bu halk, acaba ne karar verecektir?
Biz ne istiyorsak o olacak, menfaatimiz neyi gerektiriyorsa o olacak, Allah bu işlere karışmaz, bu devirde 1400 yıl öncesinin hükümleri mi uygulanır, kılın namazınızı, tutun orucunuzu, uçağa binin hacca gidin, başörtüsü gibi teferruatları boş verin, zamana uyun, millet gidiyor aya siz nelerden bahsediyorsunuz,   diyen bir halk mı olacak?
 “Allah’ın Dediği Olur” sadece yazı, çıkartma ve levhalarda mı kalacak?
Bu halk, milletin söze niçin talip olduğunu unutmuş mudur?
Ne dersiniz?

İmam Hatip ortaokullarına kayıt yaptırmış, 97.000 5.sınıf öğrencisi “Allah'ın kendilerinden cennete karşılık canlarını ve mallarını satın aldığı”  bir milletin habercisi olabilir mi?


Mustafa Önsay

 * Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir.   
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.