Toplumumuzun manevi ve ahlaki iklimin geldiği durum, çoğu zaman İslami duyarlılığa/şuura sahip olanlar adına şikayet ve umutsuzluk kaynağı olabiliyor.
İslamcılar yaşadıkları her gün bu şikayetleri ve umutsuzlukları besleyen pek çok şeyle karşılaşıyorlar.
Onların gözleri önünde, kaybolan İslami  değerlerin yerini alan batılı/modern tavırlar, artık yavaş yavaş alışkanlık haline geliyor. 5 yıl, 10 yıl önce irite oldukları pek çok manzaranın artık kendilerini  rahatsız etmiyor olmasını bazen şaşkınlıkla bazen yılgınlıkla karşılıyorlar.
Alışkanlıkların gözden geçirilmemek, bırakılamamak gibi özellikleri ve kendilerinden önceki hali, insana için hiç olmamış, olamayacak bir hal gibi algılatma güçleri karşısında, umudu yitirmemek-enseyi karartmamak mümkün mü?
   Batılı/Hıristiyan gibi yaşamaya alışan neslin tekrar İslami değerlerle buluşmasını/ İslamlaşmasını  hedefleyenleri, kendilerinin ulaşılamaz/romantik bir ideale sahip olduklarını düşünmekten, ye’se kapılmaktan engelleyebilecek olan nedir?
Manevi tahribatı artık karşıda değil içlerinde, ailelerinde, bizden dediklerinde görmeleri karşısında onları çocukları, torunları adına iyimser ve ümitvar kılacak olan nedir?
Zaman zaman dost meclislerinde dillendirilen bu sıkıntılar, hep beraber bir çözüm aranmadıkça, düşünceler, öneriler, teklifler sesli bir şekilde dillendirilmedikçe, içinden çıkılmaz hale gelmiş bataklığa dönüşme potansiyeline sahip gibi duruyor.
İslamlaşmak ve İslamcılık üzerine bu kadar konuşulur ve yazılırken kendi zaviyemizden tespitlerde ve önerilerde bulunmamız, çizilecek yol haritalarına katkı sağlama zorunluluğumuzu eda etmemize vesile olabilir.
 
* İslamcılar, önce yalnız olmadıklarını bilmeliler.
Allah diyerek aldatan, İslam deyip dolandıran, tesettür deyip tahrik eden, nezaket deyip tepkisizleştiren, dava deyip deveyi murad eden, mücahid deyip müsait olan, asrı saadeti Amerika zanneden, İbrahim deyip İsraili önceleyenlerle aynı grupta görülenler yalnız değilsiniz.
Ve bütün bunları her seferinde Allah rızası zannedip kanan, ısırıldığı deliği fark etmeyi bırak, ısırığından akan kanı mübarek zanneden aymaz, ferasetini kaybetmiş insan yığınlarını gördükçe gözünün yaşını içine akıtanlar yalnız değilsiniz.
Ne yapacağını bilemeyen, gördükleri, duydukları, yaşadıkları karşısında, bırak inancını yaşamayı, yaşatmayı, medeniyetinin dirilişini hayal etmeyi, bu mücadelenin hülyasını kurmayı…  artık bunların rüyasını bile göremeyecek kadar yenilgiyi, hezimeti en ücra hücrelerine kadar hissetmiş olanlar yalnız değilsiniz.
Yalnız olmadıklarını anladıklarında bireysel düşünmek ve hareket etmekten vazgeçecek olan İslamcıların tam bu noktada durumları, artık “etrafını camii” bir tarif olacaktır.
Fakat bu durumun tam tanımı için ikinci bir husus daha gereklidir. O da “ağyarını mani” olmasıdır.  Bilhassa yerelde, sözüm ona kendilerinden gördüklerine dair bir zehab içinde oldukları kimi makam ve mevki sahiplerinin öyle olmadıklarını önce anlamaları sonra da anlatmalarıdır. 
 
İslamcılar, şehirlerinde- ülkelerinde kendileriyle eş tutulan, aynı sayılanların hatalarını, daha yüksek sesle dile getirerek kendilerini onlardan bir an önce ayrıştırmalılar.
Eğer siz,
-15 yıl önce Bosna’da Kütahya adına yapılmaya başlanan Caminin yarım kalması üzerine kendisine selefini hatırlatanları reddeden, böyle bir perspektifi zül addeden bir mevki sahibinin olduğu,
-toplanan parayı Bosna’ya ulaştırmak için aylarca şahsına daveti bekleyen makam sahibinin olduğu,
bir şehirde yaşıyorsanız,
Yine eğer siz,
-rüşvet, adam kayırma gibi ahlaksızlıkların en çok, en olmaması gereken bir devlet dairesinin en belirgin özelliği haline geldiği,
-Kuran öğretmek için bırakın peşinden koşmayı, gelmemeleri için biri, ikisini ilk günlerde pataklayanların, modern perşembelikleri için karne peşinde koşanların,  Peygamber mesleğinin güya bugünkü icracıları olduğu,
 -maaşları düşer korkusuyla ek dersi olup olmadığıyla ilgilendikleri kadar kendilerini yetiştikleri okullara olan vefa borcuyla ilgilenmeyenlerin Hz.Ali olmaya kalktığı,
-başörtüsü sebebiyle okullarına devam edemeyen genç kızları başka ülkelerde üniversite tahsili yaptırma imkanına sahip iken, imkanlarını onları ikinci, üçüncü eş yapmak için harcayan tüccarların güya yeşil sermayeye sahip olduğu,
-verecekleri hayrın/zekatın ticaretini yapmayı düşünerek Kabil’den farkları kalmadığını fark edemeyen,  yerel/yanı başlarındakileri hor/hakir/gereksiz görerek kendilerine en çok prim/dönüş getireceğine inandıkları yerlere/güçlere vererek Allah’ı kandırdığını sanan esnafların olduğu,
bir ülkede yaşıyorsanız,

            önce, bütün bunların sadece bizim gibiler tarafından görülmediğini, her gün daha da dünyevileşen toplumun da bunların farkında olduğunu hatta kalabalıkların en çok bunları görerek, kendilerini temize çıkardıklarını bilmelisiniz.

             Unutmayalım, İmam -cemaat, balık-baş ilişkisine dair söylenceler, bu toplumun tespitleridir.
 
Devam edeceğiz….
 

Mustafa ÖNSAY

* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir.   
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.