İslami duyarlılığa/şuura sahip olanlar için toplumun geldiği nokta, çoğu zaman şikayetlerin ve umutsuzlukların kaynağı olabiliyor…. diyerek başladık. Devam edelim…
Modern zamanlarda olup-bitenler, İslamcıların kendilerini asr-ı saadetten, kıyamete kadarki davetçilerin en bahtsızı olduklarını zannetmelerine yol açabilir. Bu zan, zaman zaman İslamcıların kendilerine acımalarına ve davet yolunda dökülmelerine neden olabiliyor.
-          İslamcılar kendilerine ve davalarına bir iyilik yapıp, Kuran Kıssalarını masal gibi anlamak ve anlatmaktan vazgeçmeliler.

İnsanın Allah’tan kıyamete kadar duyabileceği tek kelamın, hatırı sayılır bir kısmını teşkil eden önceki peygamberlerin mücadelesini anlatan bine yakın ayete, masal muamelesi yapmak büyük bir bühtan(iftira)dır.  Her bir peygamberin hayatı ve mücadelesi bugüne dair de bize çok şey söylemektedir.
Hüküm ve kavram açısından didik didik edilen Kuran, bir davet metodu ve dersi olarak henüz ele alınmamış bine yakın kıssa ayetiyle hepimizin önündedir. İnsanı en iyi bilen yaratıcısının kendi dinine davetindeki bu tercihi, bugüne kadar İslam davetçilerinin çokça yararlanmadığı bir husustur. Abesle hiçbir şekilde anılamayacak Rabbimizin Kelam’ının beşte birine yakını oluşturan kıssa ayetleri, İslami bir hayat için tekrar ele alınmalıdır.
Modern zamanların baş döndürücü teknolojileri karşısında binlerce yıl önce yaşamış zavallı(!) toplumları anlatan ayetlere değer vermek, batının ilerlemeci tarih anlayışına iman etmiş sözüm ona bugünün Müslümanlarına oldukça garip gelecektir.
Fakat, insanların kullandıkları aletlerdeki teknolojik ilerleme, insan his ve dünyasında aynı şekilde bir gelişmeye yol açmadığı gibi aksine, pek çok ilim adamının tespitine göre insanoğlunun manevi dünyasında modern zamanlarda bir yaprak dökümü yaşanmasına yol açmaktadır.
İnsanlar artık daha az konuşuyor, sohbet ve muhabbet ediyor. Televizyonların çocuklarda konuşma gecikmesine yol açtığı, bugün bütün ebeveynlerin bildiği bir gerçeklik.  Gençlerimizin bırakın herhangi bir konuyu anlatmalarını,  başlarından geçen herhangi bir olayı dile getirmeye kalktıklarında yaşadıkları zorluklar ve anlatım bozuklukları hepimizin malumudur.
 Konuşamayan, anlatamayan bu insanlar artık dinleyemiyorlar da.  Dijital seslere ve anlatım biçimlerine alışanlar, insan sesinin aynı dildeki ifadelerini ise artık dinleyemiyorlar, duyduklarına odaklanamıyor ve işittiklerini anlayamıyorlar.
Anlamada ve anlatmada yaşanan ve hızla devam eden bu gerilemenin aile içi ilişkilere kadar verdiği zarar, pek çok ortamda dillendiriliyor. Teknolojik cihazların yanı sıra eğitim alanını tamamen ele geçirmiş olan test uygulaması da bu yarayı derinleştiren bir başka etken.
Algılama, anlama ve kavrama olarak bu noktalara evrilmiş(güya gelişmiş) topluma, İlahi mesajı ulaştırarak, onların İslamlaşmalarını hedefleyen bizlerin, vaizlerden ve akademisyenlerden başkalarına olan ihtiyacımız aşikardır. Okumayan bunun üzerine bir de dinleyemeyen ve anlayamayan bu topluma ulaşmanın yolunu bulmak, İslamcıların öncelikli ilgi alanı olmak zorundadır.
Bugün filmleri ve dizileriyle seküler/dünyevileşmiş bir toplum oluşturmaya dolu dizgin gidenlere karşı İslam adına cevap verdiklerini savunanların ortaya koydukları eserler, henüz ümit  va’d etmekten bile uzak gözüküyor.
Televizyonları ve maddi servetleriyle İslam’a hizmet ettiklerini iddia edenlerin İslamilikten anladığının olağanüstü haller, kerametler ve sırlar olması bunu teyid eden bir durumdur.
Son yirmi yıl içinde bu sahaya da hayatın diğer başka alanlarına gösterdikleri gibi tepkisel yaklaşan İslamcılar, önce kendileri Sünnetullah’tan yani Allah’ın davetini yarattığı insana ulaştırmada seçtiği metod ve biçimlerden ders almalılar. Daha sonra da bu metodu İslamlaşma hedeflerinde tatbik etmeliler.
Bu tatbikat için gerekli olan ne varsa, senaristinden oyuncusuna kadar bu gençliği oluşturmanın, medeniyetlerinin dirilişinin ilk adımlarından biri olacağını artık anlamalılar. Çünkü, Sünnetullah’tan ilk başta almamız gereken ders, bütün davetçilerin toplumun en başta gelen ilgi alanında etkin ve yetkin bir donanımla toplumun önüne çıkmış olmalarıdır. Sihir-Musa, belagat-Muhammed, tıp-İsa, mantık-İbrahim …. Hangi alanlar toplumun ilgi alanı ise davetçi, o alanda var olarak davetini topluma iletmelidir.
Siz hiç köşesine oturmuş, dinlemek-anlamak-inanmak isteyenle yetinen(tok satıcı) bir peygamber duydunuz mu?
                Devam edeceğiz…

Mustafa Önsay
* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler yanlızca direk link verilerek paylaşılabilinir. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
erdoğan bulat 2013-01-03 16:32:10

yazılarını ilgiyle takip ediyorum iyi çalışmalar