KİHMED olarak böyle bir toplantıya mayıs 2010’dan sonra 1 defa daha ev sahipliği yapmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz.
Sivil toplum örgütlerinin yaşadığımız çağda gitgide artan öneminin hepimiz farkındayız. 
Bugün Sivil toplum örgütleri, bir takım talepleri dillendiriyor, projelendiriyor ve güç merkezlerini, siyasi iktidarları yönlendiriyor. STK’lar aynı zamanda sahip olunan hakların muhafazasında da bugünkü uygulanan yönetim tarzları açısından çok büyük bir öneme sahipler.
Modern yönetim tarzı; her bir bireye çok büyük haklar ve özgülükler vermek  hatta neredeyse birer krallık, padişahlık bağışlamak iddiası ile çıktığı yolda, bireyi kalabalıklar içinde yapayalnız ve çaresiz bırakmıştır.
Modernizm ve onun yönetim şekli; parçaladığı, yok ettiği aile, sülale, mahalle, cemaat ve tekke türü  hakikaten sivil olan toplulukların yerine şimdi STK’ları bireye adres olarak göstermektedir.
Bu yeni duruma adapte olmakta zorlanan mütedeyyin halkımız, ailesini, sülalesini, mahallesini, camiasını, tekkesini buralarda tekrar inşa etmesi gerekliliğini acı tecrübelerle öğrenmiştir.
Şubat soğukları çıktığında okullarımızın yanında çok az insan kaldı. ÖNDER’in o günlerdeki çabası ve mücadelesi ilham kaynağımızdır.
 Artık örgütleniyoruz.   KİHMED, Afimder, Denimder, Uşimder, Sanimder, Tavihmed, Sihmed… gibi.
Tabii hala bu gerçeği öğrenememiş olanlara zaman zaman rastlıyoruz. İşin acı tarafı ise bunlara en çok bu okullar vasıtasıyla devlet erki tarafına geçmiş mezunlarımız arasında rastlamamızdır.
İmam Hatipler olarak camia sözünü en çok kullananlar olmamıza rağmen bir cemaat olma bilincine ve birlikteliğine ulaşamamış olmamızdan mı yoksa bir şeyin içinde olanın onun kıymetini bilememesinden mi? bilmiyorum. Ama bu okullara hak ettiği saygıyı en çok –kuruldukları zamanda oldukları gibi hâlâ- bu okullarda hiç okumamış insanlar göstermektedir.
Bu okulların değerini ve önemini anlamak için şunu görmek bile yeter.
Pek çok ülkenin iç savaşlarla sağlayabildiği toplumsal, sınıfsal dönüşüm –çevreden merkeze taşınma-bu topraklarda bu okullar sayesinde gerçekleşmiştir.
Köyünde çoban veya çiftçi olacak pek çok çocuk, babalarının dini his ve hassasiyetleri sebebiyle bu okullara gönderilmiş ve 60 yıllık dönemde 1 milyon civarındaki mezunu ile bir dönem caddelerde yürümeleri tartışılan o insanların çocukları olarak, bugün bu toplumun saygı gören unsurlarıdırlar.
Okullarımız bu katkılarına rağmen cezalandırıldılar. Umarız bundan sonraki katkılarımız cezalandırılmaz. Çünkü son dönemdeki meseleler dahil bu ülkenin bütününe yapabileceğimiz çok katkı var.
Biz ırk, dil, renk, sınıf değil İslam Kardeşliğinin temsilcisiyiz. Biz israfın, tüketim çılgınlığının değil kanaati tükenmez hazine bilen bir medeniyetin temsilcisiyiz. Biz bana ne diyen, beni sokmayan yılan bin yaşasın felsefesinin değil yolda insanlara eza verene taşı kaldırmayı iman gören bir hikmetin temsilcisiyiz. Biz sermaye, para ve hazine biriktirmenin değil, elindeki insanlığın kullanımına vererek Allah’ın rızasını kazanma arzusu ve azmiyle yanı tutuşan bir vakıf medeniyetinin çocuklarıyız.
Evet, bu okulların bu topraklarda acı bir hikayesi vardır.  Ders yılıyla, programıyla, binasıyla, öğrencisiyle, öğretmeniyle ve hatta öğrencilerinin istikbaliyle ile bu kadar oynanmış dünyada başka bir okul örneği acaba olmuş mudur? Neler yaşamadık ki?
 97 sonrası bir defa daha yok edilmek istenen okullarımız çok şükür bugün kesintisiz zulmün sona erdirilmesinden sonra yeniden büyük bir yolculuğa çıkmaktadır.
Çok zaman olmadı 3 sene önce o kadar çok sıkıntımız vardı ki;
Katsayı engeli, kesintisiz eğitim, ortaokullarımız… ve başörtüsü zulmü..
Hepsini aştık elhamdülillah.
Karma eğitim ve binalarımızın yetersizliği gibi problemlerimiz ise bizim gayretlerimizle ve duruşumuzla halledebileceğimiz, halletmemiz gereken daha basit problemlerdir. Hepimiz üzerine düşeni yapsa bunlar sorun olmaktan çıkar.
Bizim problemimiz bunlar değil. Bu yıl başında ülke genelindeki kayıtları hatırlatmak isterim.
Bu yıl ortaokula başlayan 1 milyon 228 bin öğrencinin sadece %9’u yani 107 bin öğrenci İmam Hatip ortaokuluna kayıt yaptırdı.
Ortaokul birde Seçmeli ders olarak Kuranı Kerim dersini seçen öğrenci sayısı ise 402 bindir.
Yüzde 99’u Müslüman sayılan bir ülkede Kuran dersini seçme oranının hem de bu yaş diliminde yüzde kırklarda kalmış olması oldukça düşündürücüdür.
Bu topluma sormak lazım Kuran’da Allah’ın sorduğu soruyu sormak lazım “Kuran lânetlenmiş şeytanın sözü değilken ve hepiniz için bir öğütken nereye gidiyorsunuz?”
 
Bu rakamların bizi düşünceye sevk etmesi gereken bir diğer yönü de imam hatiplerle ilgili olan tarafıdır.
402 bin öğrenci Kuran dersini seçtiyse DİNİ EĞİTİM almak istiyordur.
Peki, bu öğrenci niçin imam hatip ortaokuluna kayıt yaptırmamıştır?
Velisi çocuğunu İmam Hatip’e niye göndermemiş olabilir?
Bunun cevabı bizim için çok önemlidir.
Sebep binalarımız mıdır?
Problem okul idarecilerimiz midir?
Öğretmenlerimiz midir?
Acaba bizler, mezunlar ve dernekler üzerine düşeni yani anlatma ve yönlendirme görevini mi yapmamıştır.?
Eskiler; “Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz”, derler.
Bahsi geçenlerin hiçbirisinin namazla yani davanın doğruluğu ile ilgili -haşa- bir şüphesi olamaz.
O zaman problem nerde?
Bu durumda abdesti yani öncelikli şart ve durumları gözden geçirmeliyiz;
İdarecilerimizin çoğu mezunumuzdur- ki olmayanı da bu dönem en azından mensubumuzdur-. Niye velilerin tercihinde rol oynayabilecek binaları bu okullara vermediler?
Hangi sebeple öğretmen arkadaşlarımız, kendilerine öğretmenlik yapmış hocalarının bazıları gibi bir dava gayreti ve samimiyetiyle öğrencilerine yönelmiyorlar?
Niye bu okulların mezunları çocuklarını bu okullara göndermekte tereddüt yaşıyorlar, niye cami imamlarımız, bu okullardan meslek dersi öğretmeni olarak emekli olanlar bile “ya fark etmez çocuğunu şu okula göndersen de olur “ diyorlar?
Bu şüpheyi oluşturan eksiklik, zafiyet, hastalık neyse bulunmalı ve bir an önce gerekli önlemler alınmalıdır.
Aslında bugün sahip olduğumuz imkanlarla en başta Milli EĞİTİM bakanlığına bağlı DİN ÖĞRETİMİ genel müdürlüğünü DİN EĞİTİMİ yapıp işe başlanılması gerekmez mi?.
Biz din öğretimi yapmamalıyız, din eğitimi vermeliyiz.  Bu dini yaşayan, yaşadığı için de her haliyle çevresine bunu yansıtan ve yayan bir nesil yetiştirmeliyiz. Hal ve hareketleriyle vaz eden nesil istiyoruz.
Böyle bir nesil vucüda geldiğinde yukarıda bahsettiğim dini öğrenmiş fakat dini eğitim alamamışların defosunu da taşımayacaklardır.
Evet,  bu yeni dönemde yeni hedeflerimiz var, dedik. İşte hedefimiz budur.
Artık okullarımızın içine ve içeriğine el birlik yönelmeliyiz.
Bu sefer İslamlaşma hedefine daha güçlü bir ivme ile yol almalıyız. Bu çağın İslam’a dayalı medeniyetini, biz kurmalıyız. Problemleri biliyoruz, düşmanlarımızı tanıyoruz. Ahlaki çöküntü, bireyleşme, sekülerleşme, dünyevileşme, kapitalistleşme…
Bunlar yeni şeyler değil . Bizden gibi gözüken kılık değiştirmiş yardakçılarla da bu dava ilk defa karşılaşmıyor.  Mücadele edeceğiz. Bize Allah’ın yüklediği sadece mücadeledir. “Et tevfikü mina Allah” sonucu belirlemek Allah’a aittir.
Dindar, mütedeyyin, Allah korkulu bir nesil yetiştirmeliyiz.
Bu neslin, asımın neslinin yetiştirilmesi duble yollardan, sağlık reformlarından, milli gelir hasılasının artmasından, herkesin ev, daire sahip olduğu bir toplum oluşturmaktan çok daha önceliklidir.
Eğer bunlar tek başına yeterli olsaydı Kütahya’da olduğu gibi diğer Anadolu şehirlerinde de Osmanlı Döneminden bugüne kalan binaların yegane banisi Abdülhamid’in ve Devletinin sonu bu olmazdı.
Bunu Projeleri ve yaptıkları ile o dönem ülkeyi ayağa kaldıran Abdülhamid dönemini inceleyen pek çok ilim adamı -ki bunların arasında oryantalistler de var- söylüyor. Diyorlar ki   “II.Abdülhamit idaresinin en büyük zaafı, kendi geliştirdiği ve hızla çoğalttığı modern eğitim kurumlarında okuyan öğrencilere ve buralardan mezun olan asker ve sivil bürokrasiye yani Osmanlı aydın zümresine, sadakat aşılayamamış olması, onlara, ulaşılacak bir hedef sunmada tamamıyla başarısız kalmasıydı.''
O halde görevimiz bellidir.
İlmiyle, sanatıyla, şuuruyla, Allah korkusu, ahiret hedefiyle yüklü, bir medeniyet oluşturmanın derdiyle dertlenmiş bir nesil yetiştireceğiz.
Hep bu ortam için mücadele ettik. Şimdi hem yüzyıllık hem 15 yıllık acı tecrübelerini unutmayan, fırsatları, imkanları bu sefer heba etmeme niyet ve azmiyle dolu bir bilinçle yola çıkıyoruz.
Bu nesli yetiştirmek için planlı programlı hareket etmek zorundayız. Okul idarelerimizle, hocalarımızla ve sayısı 300’ yaklaşan mezun derneğimizle asımın neslini yetiştirecek imkan ve kudrete sahibiz.
Hedefimiz bellidir. Bu toplantıları artık; bu hedeflere nasıl ulaşmalıyız? Nasıl yapmalıyız? Sorularının cevaplarını, metod ve yöntemleri araştırmak ve tartışmak aramak üzere gerçekleştirmeliyiz.
Derneğimizin kurulduğu 2009 yılında Aydın’da düzenlenen bölge toplantısına katıldığımızda koca ege bölgesinde 7-8 tane dernek vardı. Uşak’ta yoktu, Aydın, Kütahya’mız gibi derneğini o yıl kurmuştu. Bugün ege bölgesinde onlarca derneğimiz var.
Bu sayı daha da artacak ve inşallah okulumuzun olduğu her yerleşim biriminde ona destek vermek üzere derneğimiz de olacaktır.
Bilhassa mezunlarımıza büyük görev düşüyor.  Başbakanımızın bu okullara gösterdiği vefanın verdiği değer ve kıymetin onda birini diğer mezunlarımız da verirse yine   bu okullar için onun gibi risk almaktan çekinmeyecek,  yürekli mevki ve makam sahipleri çıkarsa   –davanın esas sahibi Cenabı Hakkın Lütfu ve keremiyle – bu okullar yeni dönemde de bu ülkenin hayra ve hakka giden yolunun lokomotifi olacaktır. Mevlam yar ve yardımcımız olsun.
Mustafa ÖNSAY
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ERDOĞAN BULAT 2013-04-02 02:05:33

çalişmalariniz da başarilar dilerim

Avatar
kavasoglu 2013-04-08 09:21:15

tohum saç,bitmezsee,,,toprak utansın;heey gidi küheylaan,koşmana bak senn...çatlarsaan,kısrak utansıın.