Bugün hepimizin zihinlerinde 11 eylül gibi bir tarih deyim yerindeyse kazınmış bir halde varsa ve 11 temmuz bizim için sıradan tarih ibarelerinden başka bir şey ifade etmiyorsa oturup düşünmeliyiz.

Eğer bir de Aliya İzzet Begoviç’in posterini gören bir İmam Hatip son sınıf öğrencisinin “bu sizin dedeniz mi?” sorusuna muhatab olduysanız oturup düşünmekten fazlasına ihtiyacınız olduğu çok açıktır.

Çok meşhur bir söz var; “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyalarını başkaları çizer”. Aslında bahsettiğimiz tarih çok da eski değil. 1995 yılının 11 Temmuz’undan bahsedeceğiz. Afrika’dan, Uzak Doğudan veya Orta doğudan değil çok gelişmiş Avrupa’nın tam ortasındaki bir coğrafyadan bahsedeceğiz.

Bosna’dan, Srebrenitsa’dan söz ediyoruz. 17 yıl öncesinden, Aliya’nın resmini dedem olduğu için astığımı zanneden öğrencinin henüz yeni doğduğu veya doğmak üzere olduğu günlerden bahsediyoruz. Ne olmuştu?

Sırplar, her şeyleriyle kendilerine benzemiş olan, her şeyi beraber ve aynı şekilde yaptıkları komşularından razı olmamışlardı. Boşnakların tamamen kendilerine uymalarını, milletlerini yani dinlerini de kendilerine uydurmalarını beklemişlerdi. Aslında bu sürpriz bir durum değildi. Müslümanlar 1400 yıldan beri “Yahudilerin ve Hristiyanların kendi milletlerine(dinlerine) uymadıkça Müslümanlardan asla razı olmayacaklarını” Allah’ın ikazı sebebiyle bilmeliydiler. Fakat unutmuşlardı. Belki de Kuran onlar için “Kitâben Mehcûra=Terkedilmiş Kitab” olmuştu.

Yolunuz Bosna’ya düşerse bugün hala büyük bir hayret içinde komşularının kendilerine saldırmasını anlamlandırmadığını söyleyen Boşnaklarla karşılaşabilirsiniz. Bütün bunları müşahede ettikten sonra Fil olayından 40 yıl sonra Allah’ın Elçisinin hidayetine vesile olamadığı Mekkeli güruhun, uzaydan gelmediğini yani normal insanlar olduğunu daha iyi anlayabiliriz. İmanın normal insandan öteyi geçmeyi gerektirdiğini belki daha kolayca tesbit edebiliriz.

Tekrar O günleri hatırlarsak,  11 Temmuz 1995 günü Sırplar, silahlardan arındırılmış, Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge ilan ettiği, Holandalı Barış Gücünün bulunduğu Srebrenitsa kentine hiç zorlanmadan girdi. Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda, dağlarda öldürdüler. Cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak 8375 müslümanı sayıları 64'ü bulan toplu mezarlara gömdüler.

Geçen 17 yıl boyunca her 11 temmuz günü ülkemizdeki bazı televizyon kanallarında o katliam, bir iki programla hatırlanır ve hatırlatılmaya çalışılır. Bu yayınlara rağmen bizim zihnimizde 11 temmuz 11 eylül kadar yer bulamamışsa, İmam Hatip öğrencilerine bile Bilge Kral Aliya’yı tanıtamadıysak dedim ya, üzerine düşünmekten fazlasını yapmaya ihtiyacımız var.
Bosna’dan bahsederken Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’i de rahmetle analım. Yukarıdan beri şikayet ettiğimiz kendimiz ve toplumuz için benzeri bir toplumda, bu katliamlardan 20 küsür yıl önce 1979’da yayınladığı İslam Deklerasyonu’ndan şu satırları hatırlayalım;

“Din söz konusu olduğunda insanları genel olarak inananlar ve inanmayanlar olarak ayırırız. Dikkat edelim ki bu ayrım çok sathi ve epey basitçedir. Bunun içinde en kalabalık olan, üçüncü topluluk eksiktir. O topluluk, kendini inanan sayan ve öyle ifade eden fakat hakikatte öyle olmayan kimseler topluluğudur. Onlar az ya da çok Allah’a ibadet eden, bayramları kutlayan, dinin belli bazı “adet” ve sembollerini yerine getiren fakat, korkudan savaş alanından hemen kaçan, ticarette son derece soğukkanlı olarak aldatan, vicdan azabı duymadan başkasının sırtından geçinen, içki içen ve eğlenen, bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını, mallarını ve makamlarını yitirmekten korkan veya kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir...”

Allah sonumuzu benzetmesin. Aslında yukarıdaki söz ettiğimiz Bakara suresi 120. ayetin sonu bizi ürkütmeye yetiyor;
“Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.”

Ne burada, ne ötede 11 temmuzumuz olmasın. Amin...
 
Mustafa Önsay

"Sitemizdeki köşe yazıları kaynak gösterilmeden yayınlanamaz" 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.