Şehrimizin modernleşme yolcuğunun, önemli virajlarından biri daha SERA AVM’nin açılışıyla dönülmüş oldu. 17.yüzyılda Feodalite’nin (toprak sahipleri imparatorluğu) yıkılması ile başlayan Modernizm, 400 yılı bulan yükselişinin sonunda medeniyet ayrımı ve coğrafi farklılık gözetmeden zirveye doğru yükselişini sürdürüyor. Gelecekte artık kendi toprağı olmayan fakat çiftçilik yapan köylüler gibi dükkanı olmayan fakat esnaflık yapan şehirliler olacak. Büyük firmaların oradaki veya buradaki topraklarında pardon dükkanlarında ticaret yapan şehirliler…

            Olayın globalleşen dünyadaki yansımaları ve dünya literatürüne yeni bir sınıf armağan edeceği yolculuk, çoktan beri tartışılıyor ve tartışılmaya devam edecek. Kütahyamıza gelince…

            “Batıdaki doğulu şehir” türü betimlemelerle ifade edilen mütedeyyin görüntümüzün(içimizin ne olduğu öteden beri tartışma götürür zaten) gittikçe silikleşen portesinin, antika fotoğraflar arasında yerini almaya giden yolculuğu hızla devam ediyor. Bu hareketin ivmesi, pek çoğumuzun fark edeceği gibi yerel yöneticilerimizin 28 şubata nazire yapan uygulamaları, sivil toplum hareketi olmaya namzet güya mütedeyyin gruplarımızın “aman efendim” tavırları ile, tiyatro eserleri çıkarmaya müsait tarzda çok güzel ayarlanıyor. Kimsenin çok rahatsız olduğu da yok zaten… Bizim insanlarımızın tarihsel macerası, hatırlayacaklar için, 28 şubat ürünü hükümetin sonunun, başörtüsü ve Kuran kursu yasaklarından değil maddi krizden gelmesi gibi örnekleriyle çok iyi bilinir zaten.

            O yüzden AVM’li yeni hemşehrilerimizin içki reklamlarıyla Ramazan Bayram’ımızı tebrik etmeleri, mahalleye yeni taşınan iyi niyetli, fakat henüz mahalleye alışamamış tazelerin davranışı olarak Hoşgörü ile mukabele görmeli.

Belediyelerimiz, dindar televizyonlarımız Ramazan’ı ne kadar güzel, eğlenceli bir aya çevirdiler. Bayramın oruç tutmadan da gelebileceğini, insanların isterlerse, her günü bayram edebileceğini ispat ediyorlar, bize. Ama biz işte… Şu geri kafalılığımız; illaki oruç tutacağız, ibadetle tam bir ayı geçirmeye çalışacağız fakir fukaraya zekat, sadaka ve iftar vereceğiz diye paraları dağıtacağız. Sonra ne olacak?

Bayram. Nasıl bayram o öyle? Şarkı yok, dans yok, cıvır yok, eğlence yok. Namaz, el öpme, yaşlı akrabaları ziyaret edip bir de onların nasihatlarına tahammül etmek… Bak kardeşim, senin bayram anlayışın da yanlış. Ama merak etme, biz onu da hallederiz. 

Zaten şu şehrin gelişememesinin bir numaralı müsebbibi olan biz gerici ve yobaz İslamcıların, böyle fırsatları kaçırmayacağı ezelden beri ilerici, entelektüel beyinlerimiz tarafından söylenir, durur. O yüzden ne kadar az toz kaldırırsam, şu yazı bitinceye kadar bendeniz o kadar tahammül edilmesi gereken biri olurum. Çünkü bu bilinçsiz şehrin insanlarını iknada kullanılabilecek figürlerden olarak ara sıra lazım oluyoruz… Yanlış anlamayın efendim, adı Hoca’ya çıkanlardanım.

 Neyse efendim, biz, şu başlığımızın hesabını vererek yazıyı noktalayalım. Bu Kipa bizim Takke’lerin Yahudilikteki yani şu bildiğiniz, ara sıra sövdüğümüz İsrail’deki karşılıkları.

Burada ne işi mi var? Salyangoz satacaklardır belki, size ne?

Siz fiyatları gördünüz mü? Şu içkilerin olduğu değil öteki sayfalardaki fiyatları. Rahatsız mı oldunuz?

Niye? Size başka yerlerde para mı veriyorlar? Kimse kimseye beş kuruş vermez, biliyorsunuz.

Siz, siz olun hesabınızı iyi yapın. Hangi hesabınızı mı?

Başka hesaba inanıyor musunuz gerçekten?

Yakında sizin gibileri tarihi eser diye müzelere kaldıracaklar, o fotoğrafların yanına sizi de ekleyecekler.

Mustafa Önsay


* Sitemizde yayınlanan köşe yazıları ve haberler kaynak gösterilmeden kullanılamaz..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.