İlkbaharın, yeniden doğuşu temsil edercesine, bütün güzellikleri ve canlılığı ile serpildiği  bu günlerde, yaylada bir koyun sürüsünün hayatiyetini devam  ettirme uğruna nasıl yayıldığını hiç izlediniz mi, bilmiyorum.  Alabildiğine geniş ve yemyeşil bir  yaylada, 400-500 koyunluk bir sürü,  bu sürünün başında sırtına tüfeğini asmış, elinde çomağı ile sürünün her hareketini  dört gözle izleyen ve yaylada otlama serencamını  sürüdeki hiçbir ayrıcalıklı hayvanın bozmasına izin vermeyeceği kararlı tutumunu  tavırlarına  yansıtan, saçı sakalına karışmış bir çoban  var. Sürünün etrafında,  bu çobanın her  hareketinden kendine görev çıkarmaya hazır, göz ucuyla sahibini izleyen, aslan gibi ihtişamlı  yeleleri olan, besili ve son derece çevik, boyunlarında tasmaları ve korkusuz bakışları ile çevresine korku salan  3-4 tane iri  koyun köpeği  dolanıyor. Tasmalı köpekler, çobanlarından aldıkları işaret doğrultusunda,  sürüdeki  koyunların belirli bir alanın dışına çıkıp yasak bölgelerde otlamasına izin vermiyorlar. Koyunların arkada kalmalarına ve sürüden kopmalarına da göz  yummuyorlar. Ayrıca  çevreden gelebilecek tehditler için gözlerini dört açarak, sürüden herhangi bir koyunun dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı savunmaya hazır, teyakkuz halinde etrafı gözlüyorlar.  Böylece sürünün belli bir düzen ve insicam içerisinde, çoban ve yardımcısı köpeklerin güdümünde,  yaşamlarına devam etmesini sağlıyorlar.

Bir sürüdeki köpek ve koyunların belli bir hayat tarzı olması, köpeklerin koyunları koruması, sevk ve idare etmesi; koyunların da köpeklere itiraz etmeden, kendileri için çizdikleri sınırları aşmadan itaat etmesi,  şüphesiz bu hayvanların  belli bir ‘’sürü eğitimi’’ görmeleri sonucu, içgüdülerinin onlara telkininin bir eseridir. 

Aklını kullanabilme ve kendi hayat  tarzını aklı ile şekillendirebilme yeteneğine sahip olan insanlar için,  elbette ki içgüdüleri ile hareket etmek söz konusu olamaz. Ancak, toplumları sürü gibi gören ve onları istediği kalıba sokabileceğini düşünen ideolojik yapılar,  bugün, düşünce ve inanç yöntemlerinden tutun da  giyim-kuşam stiline varıncaya kadar, insan hayatının istisnasız her alanına sinsice girmeyi başarmıştır. İnsanların giyeceği iç çamaşırı modeline, akşam hangi filmi izleyeceğine ve uydurma ‘’çok satanlar’’ listeleri ile hangi kitabı okuyacağına … topluma  hakim ideolojik mezhep(!) yön vermektedir.  İnsan,  algısının sınırlarını aşan bir reklam ve pazarlama bombardımanı ile dört bir tarafından kuşatılmıştır.

Her gün, özel bir günmüş gibi ilan edilerek durmadan toplumun tüketme damarları  aktive edilmektedir. ‘’Para kazan ve harca!’’  mantığı insanlığın temel prensibi haline getirilmiştir.  Para kazanmanın yolu önemli değil, nereden olursa olsun, sadece kazanmak amaçtır. Kazanmadan harcamaya teşvik edilen insan da soluğu banka kredilerinde almaktadır.

Alış- veriş yapmak bir ibadet; alış-veriş merkezleri de âdeta bir mabet haline getirilmiştir. İhtiyaç olmadığı halde bir şeyler satın almak zevk gibi sunulmaktadır.  Gerçekte,  bizim öz inanç ve kültürümüzde bunun adı ‘’israf=haram’’ iken, değer yargıları da değiştirilerek, müsrifliğe zevk adı verilmiştir.

Beşerî düşünce ve yaşam felsefeleri ile çepeçevre kuşatılan ve âdeta bu inanç sistemlerinin  ‘’sürü denetimcileri’’ tarafından sevk  ve idare edilmeye çalışılan insanımız, öz benliğine ve yaşam yöntemi olarak kabul ettiği dini İslâm’a sarılmadıkça,  kendisi için biçilen uzaktan kumandalı  zombi rolünden kurtulamayacaktır. Hayatımızın her alanında hangi düşünce yapısının hakim olduğunu tekrar gözden geçirmemiz  şarttır.

Ömrümüzü nerede harcadığımız, malımızı  nasıl kazandığımız ve  nerede harcadığımızın muhasebesini yapmamızı emreden öz dokumuza dönemezsek; korkarım ki  sürüde kendimize verilen rolü istemesek de oynamak zorunda kalacağız.
 
 Op. Dr. Reşat UYAR

* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.