Şehirlerin kimliğini ne belirler?
Kaldığımız yerden devam edelim.
Bu soru şehir gezmelerim sırasında fark ettiğim ve gerçekten merak ederek sorduğum bir soru. Çünkü şehirler hissedilir bir şekilde farklı kimlikler ve duruşlar ortaya koyuyorlar. Burada bir şehri şehir yapan unsurları öncelikle otaya koymak gerekir herhalde.
Bunlar yaradılışın dört sırlı elementi olabilir mi?
Toprak, su, hava ve ateş gibi…
Tabi burada beşincisini de biz ekleyelim: İnsan
Toprak, su, hava ve ateş, bir şehir için aynı zamanda doğal coğrafi yapısını ve iklimsel durumunu da belirleyen dört önemli unsurdur. Dağlık, derelik, ovalık, deniz kenarı, göl kenarı, ortasından ırmak akan v.s. su toprak ilişkisi. Güneşle olan diyaloğu, mevsimlerin kendinde ne şekilde  ve nasıl arzı endam ettiği yani ateş ve hava ile olan ilişkisi..
 
Örneğin bir Konya bu günkü gibi düz bir ova yapısında bir coğrafyaya sahip olmasaydı farklı bir kimlik ortaya koyar mıydı?
Kütahya bir dağın eteğinde değil de ilave olarak bir göl kenarında olsaydı daha farklı bir kimlikle ortaya çıkar mıydı?
Antalya bir sahil şehri değil de iç bölgelerde bir şehir olsaydı Ankara’dan çok farklı olur muydu?
Trabzon Karadeniz kenarında değil de Ege denizi kenarında olan bir şehir iken de bu günkü gibi mi gözükürdü gözümüze?
Şimdi elbette öyle şey mi olur Karadeniz’den kopardın mı Trabzon’un Trabzonluğu kalır mı dediğinizi duyar gibiyim.
Peki, Mostar balkanlarda değil de doğu Anadolu’nun Suriye sınırında olsa idi acaba nasıl bir Mostar görürdük.
Ama burada değiştirdiğimiz tek şey coğrafya. Sadece toprak, su, hava ve ateşle olan ilişkisinde bir farklılık üzerinde düşünüyoruz. İnsan unsuru hiç değişmeden onunla birlikte kayıyor.
Anlamak için; bu değerlendirmeyi göz ardı etmeden bir tahayyülümüzden geçirelim. Amacımız şehir kimlik ve kişilik oluşumunun tespiti olduğu için, farklı bakış açılarını kaçırmamak maksadıyla yapıyoruz bunu.
…..
Şimdi bu dört unsur şehrin kimliğini hakikaten etkileyecektir. Varsayılan değişiklikler şehre kesinlikle yansıyacaktır.
Şehir derken burada beşinci unsur olan insan devreye girecek.
İnsan ile şehrin ilişkisi o derece girift bir iliş ki. Cevap verilemeyen döngü soru gibi. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan sorusu nasıl cevapsız kalmaya mahkûm bir soru ise, şehir mi insanın kimliğini belirler insan mı şehrin sorusu da bir bakıma aynı akıbete mahkûm gibi geliyor bana. 
Anlatılır ya, denize yakın bir bölgedeki tekkenin müridi mücbir sebepler vesilesi ile iç bölgelere göçmek zorunda kalır. Mürşidi ile vedalaşırken kendisine hangi kapıyı tavsiye ettiğini de öğrenir. Mürşidi müridine, fakat o kapıdan reddiye geldiğinde sana vereceğim bu notu kendilerine ver der. Neticede mürit göçüp tavsiye aldığı tekkeye varır. Tekkenin mürşidiyle tanışır ve bu tekkede kapılanmak tavsiyesi aldığı ve bunun için kendisine intisap etmek istediğini söyler. Yeni mürşit, ben ömrünü balık yiyerek geçirmiş bir adamı irşat edemem diye düşünür sessizce ve oğul bu kapıda sana yer yoktur der. Ret cevabını alan ve zaten buna hazırlıklı olan mürit hemen önceki şeyhinin kendine verdiği notu uzatır. Bu notun mürşidi tarafından kendisine verilmesinin söylediğini bildirir. Notta “Ben tekkemdeki talebelerime asla balık yedirmedim.” yazmaktadır.
Yani; bir coğrafya ile farklı bir coğrafyanın insanı farklı kişilik ve kimlik kazanıyor demek ki. Buna o coğrafyanın yukarıda saydığımız özellikleri ve bunların getirdiği diğer farklılıklar sebep oluyor.
Öyleyse, bir şehrin coğrafi yapısı o şehrin insan yapısına dolaylı olarak etki etmekte. Bunu gözden kaçırmamak gerekiyor muhakkak. Fakat bu, çok benzer coğrafyalar da yaşayan ama farklı ortak karakterlerle ortaya çıkan ve şehrin kişiliğine direkt olarak etki eden toplulukları göz ardı etmemizi gerektirmez. Örneğin aynı coğrafi bölgede yer alıp aynı iklimde bulunmasına rağmen farklı kimlikler ortaya koyan şehirler gibi.
Bu irdelemeleri sosyolojik, tarihi, coğrafi ve hatta siyasi açıdan daha da derinleştirmemiz elbette mümkün. Fakat bizim yapmaya çalıştığımız, başta sorduğum soruya verilebilecek cevap açısından; sadece mukaddimenin mukaddimesinin mukaddimesi olarak değerlendirilebilecek bir ön denemedir.
Nasıl insanlar zaman zaman kendilerini sağlık kontrolünden geçirerek bünyelerinde var olan rahatsızlıkları teşhis ve tedavi ettiriyorlarsa şehirlerde bunu yaptırabilmeli.
Eğer bir şehirde top yekûn hissedilen bir rahatsızlık var ise. Şehir sağlıklı büyümesini ve gelişmesini devam ettiremiyor ise her halde o şehrin teşhisi ve tedavisi yapılması gereken bir hastalığı var demektir.
Ama bundan önce şehirler kendi kimlik tespitlerini doğru olarak yapmalıdırlar. Ardından bu kimliği içselleştirip kimliklerini avantaja çevirmeyi bilmelidirler. Akabinde buna engel teşkil eden unsurları da bir bir tespit ve teşhis ederek bunları ortadan kaldırmayı da başarmalıdırlar.
Sonuçta kendi şehrimize gelelim.
Kütahya kendi kimliğini belirlemelidir. Bu kimliğini içselleştirmeli. Bu kimliği avantaja çevirme yollarını bulmalıdır. Tarihin akışı içerisinde kimliğinin bozulmasına sebep olan iç ve dış unsurları tespit etmelidir. Bu gün gelişimine etki eden en önemli sosyolojik ve sosyopisikolojik sebepleri teşhis etmelidir. Bunların tedavisi anlamında ne yapılması gerekiyorsa, kamu ve sivil teşekküller marifeti ile bunları yapabilmelidir.
Kütahya, ya bunu başarmalı yada başarmalıdır.
Kütahya Kütahyalı olmaktan haz ve gurur duyan, hemşerilik bilinci gelişmiş, aynı şehirde yaşamanın verdiği ortak bilinçle hareket etmeyi başarabilen, bu şuurla birbirini sevip birbirine sahip çıkan bir şehir haline gelmelidir.
Ne dersiniz?..
Bununla alakalı değerlendirmelerimizi yapmaya daha sonra da devam edelim.   
      
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.