Ne çağırıyorsun evine tanımadığın adamları….
Birileri, hayallerimize ipotek koyma derdinde. Her geçen gün bizi kendimizden çalmaya 
dönük değişimlerle mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Enformasyon bombardımanı altında 
çaresiz bir şekilde ellerimizi kaldırıyor, beyaz bayrağı çekip teslim oluyoruz.
Bize bugün çok eski bir dost gibi gelen ama belki de bu ordunun ilk gizli ajanı “Radyo” ile 
başlayan süreç, bugün 3G li, 4G li, 5G li cep telefonları ile “sonsuza dek zafer benim” 
çığlıklarıyla her bir ferdi tek tek esir almaya devam ediyor.
Her geçen gün sayıları hızla artan bu enformasyon akınına kimse karşı koyamıyor. Masum 
bir maske; “iletişim” ve “bilgi paylaşımı” ,bizim gerçeği görmemizi engelliyor.
Kendimizle baş başa kalabilmemiz artık neredeyse imkânsız hale geliyor. Sanki 
tanımadığımız bir yabancıyız kendimizi. Kendimizin dışında her şeye dönük bir ilgi oluşturma 
gayreti içindeyiz. 
Ama, yaşarken sanki kendimizi ıskalıyor gibiyiz.
Hani Can Yücelin Davet şiirinde olduğu gibi; 
Geldiler.
20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler. 
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …
Tanımadığımız ve tanımak için hiç vakit bulamadığımız, “bizle” birlikte (ama o bize çok uzak) 
bir ömrü tamamlayıp, son selfiemizi çekerek, nota “yalnız başına ölmece” yazıp, iletilip 
iletilmediğini görme endişesi ile son nefesimizi vereceğiz böyle giderse. 
Sanal dünyanın ehemmiyetsiz bir figüranı olarak, gerçek dünyamızın farkına bile varamadan 
geçip gideceğiz bu dünyadan. Çalınmış bir ömrün çaresiz müflisleri olarak. Sadece sanal 
görüntülerin içerisinde aynadaki görüntülere kurban edip kendimizi, nerede durduğumuzu 
bile unutacağız.
Bize kurulan bu korkunç “matrix” i ya tespit edip dışına kaçmak yada onda hiçliğe 
yuvarlanmaktan başka yol yok. 
Enformatik cehalet gerçekten mutluluk mu?
Herkes kendi kararını verecek…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.