Mekke’ye adım atıp, Kâbe’yi gördükten ve Kâbe’yi görüp haremi şerifte kısa bir tur attıktan sonra daha önce dinledikleriniz ve okuduklarınızla birlikte bir anda kendinizi tefekküre dalmış konumunda buluyorsunuz.

Mekke’nin ve Harem’in böyle özel bir tarafı var. İnsanı tefekküre davet ediyor. Ben insani eylemlerimiz içerisinde en onurlularından biri olduğuna inandığım tefekkürün, düşünmenin öneminin farkında olduğuma inanıyorum. Ama aynı zamanda maalesef insan olarak bu onurlu ameli bir türlü gereği gibi icra edemediğimizden de sürekli yakınıyorum.

İşte Harem bu anlamda mümbit bir belde ve en güzel tefekkür zemini. Bunun sebebi hikmeti;

Yeryüzünün en güzel mütefekkirinin tefekkür zemini olduğu için midir?

Yoksa Allah’ı Zülcelâl’ın içine kattığı sırlardan biri midir? Diye soruyorsunuz kendinize..

Ama sonuçta aynı noktaya çıkmıyor mu zaten?

Haremin havasından, insanına, dağından, kumuna, acısından, neşesine her şey insanı düşünmeye davet ediyor sanki. Bu objektif bir bakış açısıyla böyle. Hele birde bunun üzerine inancınızı koyarsanız, o zaman tefekkür her dem sizinle birlikte.

Bu beldeye inancınızı bir kenara bırakıp gitseniz bile inanın aklınızın karışmaması mümkün değil. Burası püskürmüş volkanik kayaların şekillendirdiği bir coğrafi zemine sahip. Yani üzerine şu an kurulmuş binaları simülatif olarak gözünüzle siliverdiniz mi ortada bir yığın taş dağları, taş tepeleri ve taş yığınları kalıyor. Bir taraftan Ebu Kubeys dağı ve Safa tepesi bir tarafta taştan Kuaykıan dağı ve Merve tepesi ve bunlardan kopup gelerek zemine yayılmış taş yığınları. Yer yer kuru toprak parçacıkları ama hâkimiyet kayaların ve taşların. Hani sanki dünya değil de başka bir gezegen. Güneşe biraz daha yakın bir gezegen örneğin. Güneş her şeyi ve her yeri kurutmuş sanki sizi de kurutmak ister gibi. Zaman zaman burası dünyamı gerçekten diye soruyorsunuz kendinize veya burası dünya değilse ben nasıl geldim buraya dedirtecek bir ortam. İnsana korku ve hüzün veriyor. Oturup ağlayasınız geliyor. Neden mi? Bir insan düşünün fakir, sakat, kör ve de dilsiz. Bu insanı görmek eğer kalbiniz hala yerindeyse sizde nasıl bir düşünce ve nasıl bir duygu oluşturur?

 İşte Harem-i şerifi görmekte beldeler içinde insanda böyle bir düşünce ve duygu oluşturuyor. Lakin diyorsunuz ve orada bir müddet duruyorsunuz…

Burada insanı ısrarla kendine çeken bir şey var. Son derece gizemli, egzotik, ironik ve sizden bir şey bu. Evet,  evet sizden yani insandan. Ama insanın aldatıcı süsü ve çekiciliğine dair bir şey değil. Daha derinde daha öze yakın bir şeyler var insandan bu beldede. İşte bu tespit sizi çarpıyor. Eğer bunu bulursam ve bilirsem kendimi bilirim diyorsunuz. Bir anda tefekkür melekleriniz canlanıyor, gözleriniz ve kulaklarınız olanca gücüyle çalışmaya başlıyor. Kalbiniz daha hızlı çarpıyor ve tabi terliyorsunuz. Zaman zaman göz yaşlarınız da eşlik ediyor duruşunuza. İçsel bir arayış bir döngü sarıyor sizi ve tüm benliğinizi…

Harem bölgesi gezegen olarak dünyanın yaradılışında ilk soğumaya başlayan bölge diyenleri okudum. Ve yine Nuh tufanından sonrada ilk kurumaya başlayan bölgeymiş. Doğruluk ihtimali yüksek gibi geliyor bana. Buranın bir ayrıcalığı, mucizevî bir yanı var.  Zaten burada var olan birçok şey başlı başına bir oğlan üstülük içermiyor mu?
Kâbe, Beyt-i Atik, Özgürlük Evi, insanlığın ilk mescidi tüm olağan üstülüğü ile karşınızda duruyor. Hemen bir diyorsunuz. Ardından Hacer-ül Esvet.  Ardından Arafat, Mina, Müzdelife, Safa ve Merve ve Zemzem. Ve elbette Hira Nur. İnsan bu saydıklarımı tek tek görüp kendinde oluşturduğu düşünceleri biraz irdelediğinde aslında bu her bir fenomenin ısrarla kendisine bir şeyler söylemek istediğini fark ediyor. Sanki insan için bırakılmış yoldaki büyük işaretler. Dünya denilen labirente girdiğinde şaşkına dönecek insan için bırakılmış işaretler. Al, bak, düşün ve başla. Başla ki yolun çok uzun,  meşakkatli, yorucu, yakıcı, susatıcı, acıtıcı, ağlatıcı, terletici. Ama bir o kadarda coşturucu, koşturucu, umut dolu, aşk dolu, heyecan dolu, neşe dolu, varoluş yolu…

Sen yoktan Allah Halik ismiyle seni yoktan var etti. Sana Alim isimi ile isimlerini öğretti. Seni cennetine koyup Rezzak ismiyle rızıklandırıp nimetlendirdi. Seni Vedut ismiyle sevdi ve kendisine Sultan ismiyle tabi olmanı ve O`nu hakkıyla sevip O`nu isimleriyle hamt etmeni diledi.

Sen şeytanı, iblisi görmüştün sana bakışındaki nefreti, kini ve ihtirası sezmiştin ama tanımıyor seninle ne alıp veremediği olduğunu bilmiyordun. Melekleri de görüp sana olan muhabbetlerini ve ilgilerini fark ediyordun ama bununda sebebi hikmetini anlamıyor, cennetin bin bir çeşit nimetleri ve güzellikleri içinde Rabbini hamt ediyordun. Ama sende, bazı şeylerin açıkta kaldığını bazı boşlukların doldurulması gerektiğini derinde bir yerlerde hissediyordun. Bu büyük bir ürperti ve korkuya sebep oluyordu. Fakat sen bu durumun su üstüne çıkmasına izin vermiyor ve derinlere itiyordun. Özgürlükler ve mucizeler diyarı cennette Malik olan Rabbinin senin için koyduğu küçük bir yasağa takıldın kaldın. Sübhan olan Habib’in buna neden gerek duymuştu. Var olan aklınla bunu cennette de anlayacaktın. Ama sabrı bilmiyordun. Demek ki bilmediğin çok şey vardı. Henüz şeytanın ilmini ve hilelerinde tanımıyor bilmiyordun. Bilmediğin ne kadar çok şey olduğunu da bilmiyordun. Sen sadece zannediyordun, bildiğini zannediyordun. Zanla hüküm verilip zanla hareket edilmeyeceğini de bilmiyordun. Kısacası bilmiyordun, bilmiyordun, bilmiyordun…

Rabbin sana öğretecekti.

Ve şeytanın sabırla beklediği gün geldi. Sen henüz bilmediğini ve anlamadığını o gün fark ettin. Ve Rabbinin Celil, Kahhar ve Cebbar ismini o gün idrak ettin. Ve idrak edilmesi gereken ne kadar çok şey olduğunu da…


Mustafa Yenipazar

* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler yanlızca direk link verilerek paylaşılabilinir.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.