Eskilerin askerlik anılarında, dinlemişsinizdir. Komutan, (demek ki öyle sorular soran komutanlar o zaman varmış)  askere sorarmış; “İslam’ın şartı kaç?”. Asker ”beş”  diye cevap verince de saydırırmış, şartları. Sonra da “oğlum, altıncısı da haddini bilmektir” diye eklermiş.
          Komutanın, İslam’ın beş olan şartını, altıya çıkardığını iddia eden var mıdır? Olmaması gerekir. Çünkü her Müslüman bunların İslam’ın(kişinin Allah’a teslimiyetinin)üzerine bina edildiği beş şey olduğunu ve yoksa İslam’ın bunlardan ibaret olmadığını bilir ve bunun galat-ı meşhur olduğundan şüphe duymaz. 


                Bugünün Müslümanlarını görünce, esas şimdi komutanın söylediklerini söyleyecek insanlara ihtiyaç var diye düşünüyor, insan. Çünkü artık insanlar hadlerini bilmekle değil, haklarını almakla ilgileniyorlar. Öncekilerin hadleri vardı, bugünkülerin kim verdiyse artık, hakları var. Önceden, Allah’ın hakları, kulların ise bilmeleri ve uymaları gereken hadleri vardı.


         Devir değişti, Müslümanlar da. “Biz Allah’ın kullarıyız, Allah’ın bize koyduğu hadleri aşamayız, aşarsak Allah’ın hakkını çiğnemiş, azmış(tuğyan) oluruz”, diyen Müslümanlar artık gittiler…


        Şimdi artık özgür Müslümanlar var. Bu Müslümanların hakları var. Had mi? Öyle bir sınır var elbet. Diyorlar ki; “diğer insanların hürriyetlerinin başladığı yerde senin hürriyetin biter”. Yani hürriyet var, özgürlük var. Artık başını dik tutmak, eğmemek var. Kölelik bitti. Tüm bireyler özgür. 
                Allah ise, bu hürriyetlerin sınırları belirlenirken dikkate alınmıyor. O, artık uzaklarda. Allah, özgür insanlar için ancak dünyaya mesafe olarak en uzak olan Platon gezegeni gibi.  Mevzu astronomiye gelirse O da gündeme geliyor, o kadar.


        Kavramların, düşüncemizi ve hayata bakışımızı ne kadar belirlediğine dair hepimizin bir kanaati vardır. “Hürriyet” kavramının düşüncemizde, inancımızda oluşturduğu etki üzerine ise, hiç düşünmüyoruz.


        Çünkü, bu kavramı üreten ve içini dolduranlar, onun, bizim zihnimizde, üzerine düşünülmesi gerekmeyecek kadar pir ü pak olarak kabulünü de sağladılar.  
              Hürriyet-Müsavat” diye batılılardan ithal ettiğimiz kavramları Osmanlı Sultanına karşı bayraklaştırdık. Batılıların bu kavramlarla Tanrı’ya (Kilise) karşı açtıkları isyan bayrağını alarak, Padişaha karşı kullandık. Bu bayrak, o zamanlar herkesin olduğu gibi İslamcıların da işine geldi. Tıpkı son 20 yıldır demokrasinin, bazı İslamcıların işine gelmesi gibi.


      “Hürriyet” kavramı ile iki yüz yıldır başımız dertte. Koca bir devleti bitiren ne savaşlardı, ne de başka etkenler. Bu kavramdır, Osmanlı’yı bitiren. Aslında 1839’da kavramın içini kendimize göre belirlemeye çalıştık ve şöyle tarif ettik; “Hürriyet, ne başkasına ve ne de nefsine zarar vermemek şartıyla MEŞRU DAİRE’de dilediğini yapmaktır.” Fakat ilerleyen süreçte kavram, batının tarif ettiği ve hedeflediği içeriğe ulaştı.  MEŞRU DAİRE ise, kendisini dikkate alan Müslümanları da alıp bu topraklardan göçtü gitti.


       Sonra ne oldu?
               Cevap, Namık Kemal’den.

               ''Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet 
                 Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten'' 

                Namık Kemal’in bu iki dizesi, insanın beşerî alemdeki kaçınılmaz esirlik gerçeğini ortaya koyar. İnsan başkalarının esiri olduğu zaman, “hürriyetini”  kaybetmiş bir esarete düşerken, hürriyetin aşkına esir olduğunda kendi iradesinin esiri olmaktadır. 
             Görüldüğü gibi insan için “Hürriyet” mümkün değildir. Bütün esaretlerden kurtulduğunu düşündüğü anda bile insan, bu sefer kendi iradesinin/heva ve hevesinin esiri olmaktadır.


               Peki, siz özgür müsünüz?
                İslamcılar mı?

                Varlar ve “hem müslümanım hem de özgürüm” diyenlere, Müslüman olmanın, Allah’a teslim/kul/köle olmak olduğunu hatırlatmaya devam ediyorlar .
 
 
                Mustafa Önsay


* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.