İnsan yaşamının en önemli mekanizmalarından birisi “AİLE” dir. Tek başına yaşayamayan insanlar hayatın zorluklarına karşı dayanışacak şekilde birlikte yaşama mekanizması kurmuşlardır. Dünyanın maddi sıkıntıları tarih boyunca manevi, soyut değerler etrafında toplanıp amaçlar edinen insan gurupları tarafından aşılmıştır. Sınırsız ihtiyaç sahibi insanlık, maddi ve manevi ihtiyaçlar arasında salınarak gelgitler yaşamıştır.

Uzaklara gitmeyelim kendi toplumumuza ait kültürde dayanışma, gönüllülük çok önemlidir. Daha net ifade etmek istersek, büyük savaşların yaşandığı cumhuriyet öncesi yüzyılda, sağlık ve savaş koşulları insanları erken yaşlarda yaşamlarını yitirmesine ve geriye pek çok yetimin kalmasına sebebiyet veriyordu. Peki, ölüm yaş ortalamasının 35 olduğu 19. yy.da yetimlere ne oluyordu. Şimdiki gibi devletlerin üstlendiği yetimhaneler bu kadar fazla değildi herhalde… Bu çocuklar çoğunlukla akrabalık bağları, komşuluk ve mahalli bölgelerde yerel cemaatsel yapıların kendi kendine işleyen mekanizmaları arasında büyüyüp gidiyorlardı. Bilindiği üzere yetimlerin korunması üzerine Kuranı Kerimde azımsanmayacak sayıda ayet var. Evlerinde yetim barındırmayı akrabaya ve komşuya sorumluluk olarak veren ve bu çocuklara ait mülklere karşı emanete riayet edilmesi noktasında uyarılar içeriyor bu ayetler.

Değinmek istediğim mesele şu… Eskiden mahalle; dulunu, yetimini ve engellisini aramak ve korumak meselesini kendi ailesini korumak kadar önemli bir sorumluluk olarak kodlamıştı. Gönüllülüğe dayalı bu mekanizma elbette ki kurumsallaşmadığı için belirli standartlara sahip değildi.

Kişiler kendi kendilerine herhangi bir gönüllü faaliyeti vazife edinmezlerse ortada koca bir insan kütlesi kalacak ve kendisini dayanaksız hisseden kişiler ise dolaylı yollardan toplumda başka sorunlara yol açacak… Domino taşı gibi birbirini tetikleyecek olaylar dizilerini ise malumunuz, bugünden başlayarak geriye doğru izini sürebiliriz.

Tektek fertlerin ve eski mahallenin boynundaki bu sorumluluk, (güçsüz kalanlara sahip çıkma) modern dönemlerde devlet aygıtı tarafından üstlenildi. Yetimlerin, oturmuş ve oturmamış yönleriylebirlikte barınma, korunma ve yetiştirilme ihtiyaçları devletin kurumları tarafından karşılandı. Ancak bireylerin yetişmesinde ve şahsiyet kazanmasında sadece maddi ihtiyaçların karşılanması yetmiyor. İmkanlar ne kadar iyileştirilirse iyileştirilsin, bir aile ile birlikte bir sofra etrafında, kuru soğan ve ekmeğin verdiği doyumu vermiyor.

Yani ister sivil toplumun gereği olarak, isterse kadim kültürlerin gönüllü olarak yapılmasını sorumluluk olarak bireylere yüklemesi gereği olarak, birinci yakın çevremizin dışında kalan insanlarla yada canlılarla paylaşımlarda bulunma özelliklerimizi aktive etmeliyiz.

Aslında kayıt altında olmaksızın gönüllü olarak bir sürü şey yapılıyor insanlarımızca, fakat nafile ibadet kavlinden yapılan bu işleri (yaşlı komşuya çorba götürme, engellilere yardım etme, sokak hayvanlarının akıbetiyle ilgilenme gibi) sistematize hale getirmek gerekiyor zannımca… Çünkü dünyadaki 7,5 milyar insan “üret, sat, kazan ve tüket” denklemi içinde kendine bir yer bulamıyor. Boşlukta geziyor. Pek çok sorunda toplumların içinde ve toplumlar arası işbölümünün kimlerin elinde olacağı meselesi noktasında tıkanıyor. Reel ekonomik hayatın acımasız yönleri arasında, maddi ve manevi ihtiyaçları gönüllü olarak yanımızdakine versek ne olur? Zaten tıkanmış dünyanın içinde kendi sorunlarımızla ilgilenirken maliyetsiz herhangi bir şeyi bir başkası için yapsak ne olur? Böylesi bir yardımlaşma ağı kendimize ait sorunlarında çözülmesi noktasında bumerang gibi bize dönmez mi? Ancak bu iyiliğin bumerangı…

Gönüllü olmak hepimizi bir şeylerin parçası yapar. İşimiz olmasa da, gücümüz olmasa da gücümüzün yettiği bir şeyler yapsak. Bu dünya için, kendimiz için üretmiş oluruz. Elimizden geleni yapmak bazen hayatlarımızda tıkanmış olan noktaları açabilir. Yani diyorum ki kendi iyiliğimiz için gönüllü olalım.

Gönül Elçileri projesi

Ve gönüllü olabileceğimiz şeyler etrafımızda durmakta… İster Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla, ister bireysel olarak, istersek de devlet kurumlarının kampanyalarına göz atarak bir şeylerin parçası olabiliriz. Bu noktada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sitesine bir bakmanızı tavsiye ederim. Orada karşınıza ilk önce Kamu spotu olarak TV’lerde gördüğümüz kısa filmler var. Özellikle de GÖNÜL ELÇİLERİ projesinin tanıtıldığı sayfaya gittiğinizde, gönüllü olarak kimin neyi üstlendiğiyle ilgili bilgiler var. Baktığınızda insanların yaptıkları şeyler atla deve değil. Zaten hali hazırda yapılan konu komşu hukukunun gereğini kendi kendine vazife edindiğinin tescili…

Maddi olarak yapılan yardımlardan bahsetmiyorum. Tamamıyla emek olarak yapılan yardımlar… Yazımı burada sonlandırırken sizlere GÖNÜL ELÇİLERİ PROJESİNİN linkini vermek istiyorum. Selam ve dua ile… 

Aliye Özkul
http://www.gonulelcileri.gov.tr/ 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.