Korku: Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan endişe, kaygı, üzüntü… Kötülük gelme ihtimali…(TDTK Büyük Sözlük)


Korku her insanda var olan ve sürekli yanı başında hissettiği ama pekte sevilmeyen bir duygu. Korkunun içini açıp baktığımızda aslında aşılama bir duygu olduğunu görürüz. Yani aslını gizleyen bir öze sahip. Nedir bu öz? Elbette ki bilinmezlik…
Korkunun özü bilinmezliktir. İnsan en çok karanlıktan ve karanlığın getireceği tehlikelerden korkar. Çünkü zahiri veya batıni karanlık insan için bir meçhuldür. Meçhul olan insanın temayülünde korku peydahlar. Korkuya öz teşkil eden bilinmezliğin insan için bu dünyada üç kaynağı vardır.
Birincisi elbette ki yaratılmışlar ama görünen ve görünmeyen tüm yaratılmışlar. İkincisi bu yaratıkların bilinen ve bilinmeyen, tespit edilebilen ve edilemeyen eylemleri. Ve üçüncüsü yine bu yaratılmışların içinde taşıdıkları anlaşılır ve anlaşılmaz duygular ve haller. Bu üç kaynak aslında birbiri içine dürülü bir yönüyle tek, bir diğer yönüyle birbirinden farklı üç kaynaktır.
Korku, tam anlaşılır şekli ile sadece insanın taşıdığı ve insana mal edilmiş bir duygudur. İnsandan gayrısı gerçek anlamda korku nedir bilmez. Bir ceylan için bilgi söz konusu değildir ki bilinmezliğin ürettiği bir korku söz konusu olabilsin. O aslanı gördüğünde kaçmaya ve kurtulabilirse hayatını devam ettirmeye programlanmıştır ve üzerine düşeni yapar. Ama aslanın korkusu ile yaşayıp kendini perişan etmez veya sınırlamaz. Çünkü korkuyu tanımaz. Yani onun gönlünde aslandan daha tehlikeli bir aslan korkusu yoktur. Hayvanlar karanlık ve aydınlık arasında bir fark görmezler çünkü insanın taşıdığı bilme ihtiyacına mucip değillerdir. Yani karanlık onlar için bir bilinmezlik ve bir meçhul kaynağı olmadığı için korkuda üretmez.
MelGibson’un yönetmenliğini yapıp bu konuda ustalığını konuşturduğu Apocalypto filmini izleyenlerimiz bilirler. Usta aktör ve yönetmen o filminde korkuyu ana tema edinmiş ve insanın korkuyla olan serüvenini işlemişti. Filmin daha başlangıcında,kabile reisi: “Adamın gözlerindeki korkuyu fark ettin mi? İliklerine kadar işlemişti. Korku bir insanı ve toplumu böyle esir aldı mı bedenini kokutup çürütmeden bırakmaz” diyordu bizlere, filmin kahramanına bakarak.
Korku, kokusu, rengi ve görüntüsü olmayan ama dünyadaki tüm kimyasal ve nükleer bombalardan daha tehlikeli bir silah olarak kullanılabilme özelliğine sahiptir. Tarih boyunca da insanlık için görünür ve görünmez tüm düşmanlar bu silahı kullanmaktan hiç çekinmemişler. Gözleri, kulaklarını ve idrakini bilincin ve bilginin kaynağına kapatan toplumlar korkununhâkimiyetine boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Bu boyun eğiş sonsuz acıları ve kederleri beraberinde taşırken korkunun esiri olanlar bunun bir kader ve takdir olduğu avuntusuyla kendilerini çaresizliğe mahkûm etmişlerdir.
Korkunun bineği, aracı (vesvas)vesvesedir. İnsanın kulağından ve gözünden girip tüm zihnini ve ardında da beden ülkesinin tamamını işgal eder. İşgalin arkası her zaman olduğu gibi talandır. Korkunun işgal edip hâkimiyet kurduğu talan edilmiş beden ülkesinin bir özgürlük mücadelesi başlatmaktan gayrı çıkış yolu yoktur.Peki korku gibi yok edici bir duygudan kurtulmanın veya onu kontrol altına almanın yolu nedir.
İnsan, vücuduna zerk edilen korkuyu bilinç panzehri ile yok edebilir. İnsan “Bilinç Işıklarını yakarsa” karanlığı ve bilinmezi kovar. Nasıl korku kısaca cehaletin bir ürünü ise ve bilincin hâkim olduğu bir zihinde cehalet yani bilinmezlik barınamıyorsa korkuda barınamayacak anlamına gelir.
Kötülük gibi korkuda cevheri değil arazi bir duygudur. Yani Hristiyan ilahiyatının yaklaşımında olduğu gibi insan korkunun ve acının mahkûmu olarak kötülüğe meyyal bir yaradılışla bu dünyaya gönderilmemiştir. İnsan bilakis iyiliğe meyyal bir yaradılışla bu duyguları tanımak ama aslamahkûmu olmadan bu dünya seferini tamamlamak üzere gönderilmiştir.
Tüm korkulardan her şeyin sahibine sığınmak ve sadece O’na göre bir duruş belirlemek bizleri olası tüm tutsaklıklardan ve elbette konu edindiğimiz korku tutsaklığından da kurtaracaktır.
İnsan; etimolojik kelime anlamı gereği, sallanıp hareket ederek kendini belli eden, eksikli yaratılmış yani nisyanla malul ama bu eksiklerini de tek tek tespit ederek giderebilme yetisine sahip yeryüzünün en mükemmel yaratılmışıdır. İnsan, ancak gerçek anlamda sahip olacağı bir özgürlük ile özgün hareket etme hakkını kazanacaktır. Bu sebeple kendisi için değil kendisini sınayıp test etmek için var edilmiş duyguları tespit etmeli ve donanımını buna göre oluşturmalıdır.
Son söz: “Tabancanın dolusu bir kişiyi boşu kırk kişiyi korkuturmuş” ata sözünü mucibince boş korkulara esir olmadan tüm korkularını tespit edip yenerek özgür bir fert olmak yolunda emin adımlarla yürüyen ve ömrünü bilginin kaynağına ulaşmaya ayarlamış fertlerden olmamız dileği ile…

Mustafa Yenipazar

 * Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler yanlızca direk link verilerek paylaşılabilinir.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.