Yarın ancak bugünden kazanılabilir. Günü ve anı doğru değerlendirenler geleceğe umutla bakabilme hakkına sahip olabilirler.
500 yıl önce yakamıza gizlice yapışıp ensemizden tutunarak vücudumuza nüfuz etmiş olan tembellik hastalığı geçen yüzyıllar boyunca tüm bedenimizi en uç noktasına kadar etkisi altına almıştır. Fark ettirmeden ve sinsiceyayılırken açtığı gedikten kadim ve değişmez takipçisi umutsuzluğu da getirmiştir beraberinde içeri.

Tembellik, sosyal değişimin yasalarını tespit çalışması için yapılan ve anlatılan kurbağa deneyindeki gibi esir alır toplumu. Yavaş yavaş, derinden ve hissettirmeden hâkim olur bünyeye. O sizi esir aldığında siz onu kendinizden sanırsınız. O size sahip olduğunda siz onu unutur ve hal zaten hep bu haldi diye avunursunuz. Önceleri yadırganacak bir durum bulamaz sonra yadırganacak durumu yadırgayacak hal bulamazsınız.

Tembellik önce sıfatınız olur sonra adınız. Tek seçeneğim hali kabullenmek der ve yan gelip yatmayı tercih edersiniz. Tembellik öyle sinsi ve sefil bir hastalıktır ki vücuda sirayet ettiğinde ve hâkimiyetini tamamladığında, hasta, tembellik hastalığına tutulduğunu, tembelliğin bir hastalık olduğunu fark ve kabul etme yeteneğini de kaybeder. Sanki haşa bu hal Allah’ın ona verdiği bir özellikmiş gibi algılar durumunu. Bizim için takdir edileni yaşıyoruz derken tedbirsizliğinin getirdiği esaretini meşrulaştırır kendi içinde.

Hepinizin malumu olan yukarıda adından bahsettiğimiz kurbağa deneyini kısaca hatırlayalım.
Toplum bilimciler bir kurbağayı alıp yaşam sıcaklığında suyun bulunduğu bir kabın içerisine bırakmışlar. Sonra ani olarak suyun sıcaklığını yükseltmişler. Kurbağa can havliyle fırlayıp kendini dışarı atmış ve kurtulmuş haşlanmaktan. Aynı kurbağayı tekrar yaşam sıcaklığında bir suyun içerisine bırakmışlar ve bu defa suyu kurbağanın değişimini hissetmeyeceği hızda ısıtmaya başlamışlar. Bu yavaş değişim karşısında kurbağa haşlanmış ama kendisinin sonunu hazırlayan bu değişimin farkına bile varamamış.

Tembellik böylesi bir toplumsal hastalıktır. Toplumu yavaş yavaş, hissettirmeden ama yok etmek üzere etkisi altına alır. Eğer toplumun akıl daneleri, hali tespit edip toplumsal kurtulma hamlesi başlatmazlarsa tembellik yanında getirdiği umutsuzlukla birleşir ve toplumu hızla yok oluşa sürükler.

Tembellik ve umutsuzluk hastalığına kendini kaptırmış bir toplumun alametifarikası taklitçiliktir. Tembelliğin yıktığı toplum umutsuzluğun onulmaz çukuruna yuvarlanır ve ufku kararır. Tembelliğin yok etiği enerjisi ve umutsuzluğunun eğdirdiği başı tüm öz güvenini yok eder. Artık o toplum, başını hiç yerden kaldırmadan topuklarını gösterdikleri birilerini takip etmekte bulur kurtuluşu ve safi taklitçi olur.

Tembellik hastalığı bir toplumun fertlerinde birbirlerine karşı sevgisizliği doğurur. Herkes bir diğerini suçlar. Tembellik genel olarak sevilmeyen bir haslet olduğu ve kimse tarafından kendisine yakıştırılmadığı için hep tembel olan karşıdakidir. Bunun toplumun geneline sirayet etmiş bir hastalık olduğunu görmek ve buna karşı el birlik mücadele başlatmak ortak aklın getirisi ve kurtuluşun gereğidir. Bunu, bir toplum, büyüğünden küçüğüne ya görür ya göremez ve çürür. Toplumu oluşturan fertlerden toplumun yapı taşı olan ailelere ve ailelerden köylere, köylerden şehrin bütününe kadar tüm yapı kendini sorgulamalı ve olabilecek her halinde teşhis ettiği tembelliğe karşı bir mücadele başlatmalıdır.

Doğruya ve iyileşmeye doğru atılmış adımın büyüğü ve küçüğü olmaz. Her hamle özde büyük değer taşır. Bünyeden atılacak tembellik hastalığı yanında umutsuzluğu da götürecektir. Umutsuzluk umudun hâkim kılınması ile barınacak yer bulamayacaktır. Kendimizi kandırmadan ama asla yese kapılmadan tembelliğimizin üzerine yürümemiz olamazsa olmazımızdır. Bugünü kurtarmak yarını bizim kılar. Elbette tüm adımlar geleceğe dönüktür. İnsan anın yaratığı değildir. İnsanın ezeli olmayan bir geçmişi ebedi olan bir geleceği vardır. İnsan hayatı sadece kendisi için yaşamayandır. Gözleri önünde hilkatine uygun sürekli ileri bakarken rüzgârını ve gücünü yaşadıklarından yani geçmişinden alır. Ve her adımla daha ileriyi hedefleyerek kendisinden sonra gelenlere rüzgâr olur güç olur.

Ondan kurtulma hedefi tembelliğin en büyük panzehridir. Tembellik, varlığı tespit edilip özden kabul edilmediğinde sonunun geldiğini anlar. Artık bünye onu reddetmekte ve tembelliğin sonunu hazırlamaktadır. Bu durum umudu artırır ve tembelliği yalnız bırakır. Toplum başını yerden kaldırır yalnız olmadığının farkına varır. Gözler ileriyi görür herkes kendi gayretine yönelir ve yanındakini kendine destekçi görür. Aradaki muhabbet ve kardeşlik gelişir millet birbirini sever ve sahiplenir. Tembellik hastalığından kurtuluşun alametifarikası taklitçiliğin her çeşidine sırtımızı dönüp bizim olana sahip çıkmak ve bizim olanı yaşamaktır.

Doğru motivasyonun ardından tembelliğe ve umutsuzluğa(yese) açılacak savaş değişimin ikinci şartıdır.

Mustafa Yenipazar
 * Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler yanlızca direk link verilerek paylaşılabilinir.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.