ÇALIŞMA BARIŞI
19. yüzyılda Avrupa’da işçiler emeklerinin karşılığını hakkıyla alma ve çalışma saatlerinin insanca düzenlenmesi için mücadeleye başladıklarında günlük çalışma süreleri 12 saati buluyordu. Zamanla işçilerin çalışma saatlerinin 8 saat olarak düzenlenmesi, ücretlerinin emeklerinin tam karşılığı olarak verilmesi, fazla çalışılan saatlerin ücretlendirilmesi, haftalık ve yıllık izinlerin daha insanca olması  ve daha da önemlisi iş güvencesinin sağlanması gibi konuların da savunulduğu  ciddi bir mücadele süreci başladı. Bu mücadele Osmanlının son yıllarında bizde de yavaş yavaş karşılığını bulmaya başladı ve nihayet 1923 yılında 1 mayıs resmi olarak işçi bayramı olarak kutlandı.

Bayramlar  toplum olarak neşe, sevinç ve mutluluk duygularının coşkuya dönüştüğü, insanların birbirlerine daha fazla içten ve dostane tavırlar sergilediği, gönüllerin sevgiyle çalkalandığı en özel günlerdir. Ancak, ne yazık ki,  1 mayıs tarihine baktığımızda Türkiyemizde bu özel günlere sevinç ile  coşku seli yerine bazen kan ve gözyaşı, bazen  tedirginlik ve korku,  bazen de emniyet güçlerinin can ve mal güvenliğini sağlayabilme endişesinden kaynaklanan  baskıcı tutumu damgasını vurmuştur. Buna rağmen bugünün, gerçek amacına hizmet etmesine yönelik olarak,  2009 Nisanı’ndan itibaren resmi bayram olarak kutlanması kabul edildi.

Adı ister emek ve dayanışma günü, isterse de işçi bayramı olsun, sonuçta bugünün özel olarak anlamlandırılmasının nedeni, çalışma huzuru ve barışının sağlanması amacıyla işveren ve emekçi arasındaki sorunların asgariye indirilmesi, çalışanların emeklerinin karşılığını tam olarak alabilmeleri için sorunlarını dile getirmeye yönelik  çeşitli etkinlikler ve programlar düzenleyerek seslerini duyurmaya çalışmalarına vesile olmasıdır. Bu noktada işçi-işveren sorunları tek taraflı olmadığı gibi aslında çözümün de tek taraflı olamayacağı aşikardır. İşçi de işveren de birbirlerinin kıymetini bilerek, birbirlerine  hak ettikleri değeri vermeleri kaçınılmazdır. Çalışanı olmayan bir işyeri, metal ve molozlardan ibaret adeta bir enkaz yığını olduğu gibi, işi olmayan bir kişi de kahve köşelerinin çaresiz bir üyesi olmaktan öteye geçemez. O halde işçi bir işverenin eli-kolu, işveren de emekçinin şarj cihazıdır. Bu organlar birbiri ile ne kadar ahenk içerisinde çalışırsa amaca o kadar çabuk ve kolay ulaşılır.

Çalışma hayatında işçi ile işverenin uyumlu çalışması için göze almaları  gereken bazı temel kurallar vardır. İşçi yaptığı işi hakkıyla yapmalı, şu da olsaydı denebilecek bir eksik bırakmamalı, çalışma saatlerine uymalı, çalışma zamanından çeşitli bahanelerle çalmamalı, işyerinin alet edevatını yerli yerince ve kırmadan-bozmadan kullanmalı, işini kendi evinin veya yakınının işini yapıyormuş gibi özenle ve dikkatle yapmalıdır. Bunun yanı sıra işveren de çalışanının hak ettiği kadar ücreti gönülden vermeli, emeğin karşılığını emekçinin alın teri kurumadan zamanında vererek  kul hakkına girmemeli ve gerektiğinde fazla mesai yapan işçinin çalışmasının karşılığını vermelidir. İşveren çalışanın ekmeğini bizzat kendisinin verdiği vehminden kurtularak, sadece emek karşılığında Allah’ın verdiği rızkın teslimatçısı olduğunun bilincinde olmalıdır. Zira rızık Allah’a aittir.

Çalışma adaletinin sağlanması için çalışanların mevki ve makamlarının tespiti ve tanziminde liyakate öncelik verilmeli, siyasi referanslar,  hak arama mücadelesinin simgesi olması gereken sendikal tercihler veya dost-akraba yakınlıkları haksız makam ve imtiyazlı çalışma şekillerine aracılık etmemelidir.

İş hayatının ve işyerinin de kendine özgü sanki ruhsal bir yapısı vardır. İşveren, işyeri idarecileri ve çalışanların hepsinin kollektif olarak aralarındaki diyaloglar ve birbirlerine karşı yaklaşım tarzları o işyerinin kişiliğini oluşturur. Bir işyeri çalışanlar için iyi huylu, sevecen ve  içinde kalmaktan neşe duyulan bir yer olduğu gibi; insanın içini karartan, can sıkıcı ve zorunlu olmasa 1 saniye bile kalmak istemeyeceği bir yer de olabilir. Bu aynı zamanda tersinden bir çalışan için de düşünülebilir. Bir işverenin, çalışanlarının yaptığı işin sokaktaki herkes tarafından yapılabileceği gerekçesi ile işçiyi ve işini aşağılaması; bir çalışanın da yaptığı işi kendisinden daha iyi  yapabilen kimse bulunamayacağı vehmine kapılarak edalı tavırlar takınması işyerinin ruhunu bozar.

Sonuç olarak, bir işçinin işveren gibi düşünebildiği, işverenin de işçinin bakış açısını yakalayabildiği ölçüde çalışma huzuru ve barışı sağlanabilecektir.
 

Op.Dr. Reşat  UYAR
                                                                                 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.