Bundan Haberimiz Var Mı?
Koruyucu Aile
Geçen gün bir yemeğe katıldım. Ordu’ya atanan Kütahya Valisi Kenan Çiftçi’nin eşi Habibe hanım, Koruyucu Aileler için bir yemek düzenlemişti. Hasbelkader katıldığım bu toplantıda, anneler ve kucaklarında dünya güzeli çocuklar birbirleri ile sohbet ediyorlardı. Çocuklara ve annelere dikkatli bir şekilde baktım ve çocukların annelerinin öz çocukları olmadığına inanamadım. Çünkü annelerle çocuklar birbirlerine fiziksel açıdan şaşırtıcı bir biçimde benziyordu. Bu benzerliği ne açıklar, bilimsel bir açıklaması var mıdır bilmiyorum. Ama çocuğunu izlerken içi titreyen annelerin varlığı bir gerçek…
Daha sonra annelerle sohbet etmeye başladım. Birisi diyordu ki; “kendi öz çocuğumdan daha çok seviyorum”. Ona “çocuklarınız kıskanmıyor mu?” sorusunu yönelttim. “Tersine çocuğumuzu kızlarım istediler. Onlar da çok ilgileniyorlar.” dedi. Başka bir annenin de eşi Çocuk Esirgeme Kurumunda yetişmiş, kızını koruyucu olarak almadan önce, sevgi evlerine bir çalışan gibi gönüllü olarak gidip çocuklarla ilgilenmiş. Kızı evine geldikten sonrası için diyor ki; “evimin bereketi arttı.” Elbette “bereket” yine bilimin ölçemediği şeylerden…
Aile  ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bir sofra etrafında aile olarak bir araya gelmenin yerini hiçbir şey tutmadığı için, Korunmaya Muhtaç Çocuklar için Devletin yapmış olduğu binaların, imkanların çocukların ihtiyaç duyduğu doyumu sağlamadığı için, Koruyucu Aile Projesini yaygınlaştırmak istiyor. Kendi yuvalarının sıcaklığı için uğraşanlar, çatılarının altına bir birey daha alabilirler. Üstelik devlet bu canları rızıkları ile birlikte ailelere teslim ediyor.
Bir yetime sahip çıkmak, onun sorumluluğunu omuzlamak kolay bir şey değil elbette… İlk başta “kendi ailesi için gerekli ihtimamı gösteremediğini” düşünen aileler, bir canın sorumluluğunu üstlenmeyi göze alamayabilirler. Ancak toplumsal olarak Ailelerimizin ve milletimizin karşılaştığı üçüncü sayfa haberlerinden, siyasi, psikolojik, etnik anlaşmazlıklara kadar ki sosyal sorunlar çevreden aileye ve bireye doğru (domino taşı gibi) yıkılıyor olmasından doğmuyor mu? Hep birlikte varlığın içinde yokluk çekmiyor muyuz? Sorunlarımıza sadece kendi bulunduğumuz yerden baktığımız müddetçe hiçbir şey çözülmeyecek. Ancak sosyal sorunları tetikleyen zincire biraz yukardan baktığımızda, çözmediğimiz ortak problemlerin dolaylı olarak etkilediğini göreceğiz.
Varlık içinde yokluk derken; 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrasında Güneydoğudaki iç savaşı saymazsak, büyük bir savaş ve kıyım yaşamadık. Trafik kazaları, terör vs. haricinde bir çocuğu yetim kılacak büyük bir travmalarımız yok. Öyle olduğu halde (toplum olarak), kendimize acımaktan bir ötekinin halini anlamaya  bir türlü geçemiyoruz. Bütünü göremiyor, parçanın içinde boğuluyoruz. Kendi haline acıyan insanlar olarak bir başkasının sıkıntılarına sebep olduğumuzun farkında değiliz. Aslında bir nevi dibi kırık testi gibiyiz. Yukardan doldurulduğu halde yetmiyor, doldurmuyor imkanlar…
Bu silsile çevreden merkeze, merkezden çevreye doğru akıyor. Yetmeme meselesi elbette kurumlarımızca korunan çocuklarımız içinde geçerli…  Maddi imkan olarak belki orta halli bir ailenin çocuklarına sunduğundan daha kaliteli yiyor ve giyiyorlar. Ancak bu onların karınlarını doyurmuyor. Doyurmasına da imkan yok…
Sorunlar silsilesini bozmanın ve toplumsal dinamiklerin kendi iç reflekslerinin sağlıklı işleyebilmesinin yolu, sanırım hadiste bahsedilen “iki kişilik yemeği üç kişi, üç kişilik yemeği dört kişi yemek için” gayret etmekten geçiyor. Bizler “yetim çocuklara bakmanın” Kuranı Kerimde (Nisa Suresi) geçen ve hadislerle desteklenen bir ibadet olduğunu unuttuk. Sadece kendimizi ve ailemizi merkeze alarak hiçbir sorunumuzu bitiremedik. Aksine sorunlar kendimizi merkeze aldıkça büyüdü.
Buradan hareketle; çeşitli yardım kuruluşlarının dünya çapındaki “Yetim organizasyonlarına” bir bakmak gerek… Nakdi olarak bir yetime destek olmak evimizdeki belaları savacaktır. Ancak maddi gücü ancak kendisine yetenlerin uzaklara değil yakına geldiklerinde yetim bakma işi daha da kolay…
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Koruyucu Aile Projesi, maddi imkanı olsun, olmasın bir çocuğun başını okşayıp tecrübelerini aktarmak isteyenler için çok güzel bir imkan… Projenin tanıtım sitesine gittiğinizde kafanızdaki soruların cevaplandığını göreceksiniz. Tabii en sağlıklı bilgiyi ilinizde bulunan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüklerinde konu ile ilgilenenlerden alabilirsiniz.
Kimler koruyucu aile olabilir? Projenin sitesinde bu soruya şu şekilde cevap verilmiş;
Hoşgörülü, sabırlı, esneklik gösterebilen, güvenli ve şefkatli bir ortam sağlayabilen, sevgisi ile bir çocuğun hayatında fark yaratmak isteyen ve mevzuatta belirtilen şartları taşıyan, Kurumla işbirliği içinde çocuk yararına hizmet vermeye kendini hazır hisseden herkes koruyucu aile olabilir.
·       
* TC vatandaşı iseniz
* Sürekli Türkiye’de ikamet ediyorsanız
* 25-65 Yaşları arasındaysanız
*  En az ilkokul mezunu iseniz
* Düzenli gelire sahipseniz
* Çocuğun öz anne-babası ya da vasisi değilseniz
* Evli ya da bekâr,  çocuklu ya da çocuksuz herkes


Koruyucu aile olmak üzere ikamet ettiği ilde bulunan il müdürlüğüne başvurabilir. Eşlerin birlikte başvurmaları gerekmektedir. Özellikle çocuğun yakın çevresinde olan akrabalar, komşular ya da aile dostları tercih edilmektedir.”

Son olarak bu konuda bilgi alabileceğiniz sitenin adresini sizlerle paylaşmak istiyorum. Selam ve dua ile…
http://www.koruyucuaile.gov.tr/tr/ 


Aliye Özkul
* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
fadile buğa 2013-05-23 13:48:51

bende şansımı denemek isterim