Yaklaşıyor beklenmekte olan.

İnsanlar evlerinden dışarı fırlıyorlar ve tüm dikkatlerini bakışlarında toparlayıp gökyüzünü seyrediyorlar.

Ortama muazzam bir merak ve endişe hâkim. Bu dikkatli gözlerin gökyüzünde aradıkları ne? Neyi merak ediyorlar, neyi veya kimi bekliyorlar?

Çok ileride beyaz bir bez parçası sallanıyor.

Gözlerdeki dikkat dolu merak yerini büyük bir sevince ve aydınlığa bırakıyor. Gözlerin aydın olması bu olsa gerek.

Bir anda eller alabildiğine bir coşku ile gökyüzüne kaldırılıyor. Kadın, erkek, genç, yaşlı, büyük, küçük…

Sanki göğü delip bir şeye sarılmak ve mutluluklarını paylaşmak istercesine coşkuyla… Dudaklar tebessüm dolu, kıpır kıpır…

Müjdeli geleni, gönderene müthiş bir muhabbetle teşekkür faslında bir yükseliş perdesindeyiz.

Sözler dudaklardan sese bürünmeden ayrılıyorlar. Ama nasıl bir ayrılış. Sahibine duydukları sevgi ve her şeyin sahibine olan varışın heyecanı arasında kulakların duymadığı ama kalplerin hissettiği muazzam bir yakarış ve dua senfonisi.

Hilal’in gökyüzünde gülümsemesinin getirdiği bu muhteşem karşılama sadece dünün yaşanmışlarından değil bugününde yaşanılanlarından.

İnsanın yeryüzünde varoluş sırırının hakkını verdiği demler. Diğer yaratılmışların onun şerefine secde etmekten mutluluk duydukları zamanlar. 

Alınan ve verilen nefesin, dimağlarda uçuşan kelimelerin, gökyüzünden süzülüp insana rahmet olan her bir damlanın, yerin tüm cömertliği ve estetiği ile sunduğu binbir çeşit ve lezzetteki nimetin hakkına en esas duruşun sergilendiği mevsim.

O’nun adına, O’nun aşkına, O dediği için, O’na dönük…

Her nefeste var olan, bilinen ama unutulan, hep beraber olunmak istenen ama olunamayana adanmış…

Hilal’in gökyüzündeki tebessümü ile ortaya çıkan rahmet mevsiminin adı olarak ramazan, beldelerimize ve yüreklerimize böylesi bir ihtişamla gelir. Elbette kendini özlemle bekleyen ve kıymetini bilen beldelere ve gönüllere.

Üç ayların üçüncüsü olarak, önceki iki ayda kendisine hazırlık yapılan ve beklenilen olarak gelir. Gelişi tüm mümin yüreklere heyecan, umut ve neşe kattığı gibi gidişinin hüznünden kurtulmak için hemen bayrama bağlanmıştır zaman.

 Nedir, Ramazan’ı bu kadar değerli ve beklenen kılan? Nedir, onun böylesi bir özlemle ve arzuyla beklenilmesini sağlayan? Nedir, ondaki sır ki onun gelişiyle her yürek kendi içinde bir farklılık yaşıyor. Bazıları merhamet ve rahmetle coşarken, bazıları kin ve nefretinden geberiyor. Hiçbir yıl Müslümanlara huzur yüzü vermiyor. Nasılsa, dünyanın bir ucundan da olsa huzuru kaçırıp kan ve gözyaşı akıtıyor. Nedir bunun sırrı?

Bu sır her halde aşk olsa gerek diye düşünüyorum. Ramazan ayı ki, içerisinde Kadir gecesi gibi mükemmel bir geceyi barındırıyor. Bu gece ki, maşukunun yalvarışlarına dayanamayan Rahman’ın aşk damlalarını ilk muhatabının ve tüm ona tabi olanların gönlüne indirmeye başladığı zamanları barındırıyor içinde. Yani Kuran ayetlerin nazil olmaya başladığı zamanları.

Yüce Kuran aslında bir aşk manifestosu değil midir bir bakıma?

Kendisine tüm yüreğini açarak günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllarca yalvaran O mübarek kuluna, aşıkına verilmiş bir karşılık, bir cevap değil midir?

Allah’ın kendisi adına, kendisi aşkına, kendisi için, kendine dönük seçtiği ve yarattığı insanın oluş sırrı Kuran’ da saklıdır. İnsan ancak olduğu zaman, yani insan olmayı başarabildiği zaman anlayacak, anlamlandıracak ve anla, demle birlikte olup varlıkta yokluğa rücu edecektir. Aşkta yok olup aşkla var olacaktır. Kendisine verilen o büyük manifestoyu sonucu ne olursa olsun tüm insanlığa okuyacak ve uhuvvet makamında aşkı adına sözünü söyleyip gerekirse canını verecek ve aşkla tekrar dirilecektir.

İşte Ramazan böyle bir oluşun başladığı zamandır.

Ramazan aşkınla koparılmış bağın tekrar kurulduğu zamandır.

Ramazan “ben haklıydım, ben haklıyım” diye zafer çığlıkları atan iblisin sevincinin kursağında kaldığı zamandır.

Ramazan özgürlüğün adıdır.

Ramazan yeniden varoluş mevsimidir.

Ramazan gönüllerin baharıdır.

Ramazan on bir ayın sultanıdır.

Mümin yürekler her ramazanı ayrı bir heyecan ve umutla beklerler. Onun bir aşk mevsimi bir muhabbet ayı olarak yolunu gözlerler. Gelişini yollara çıkarak kutlarlar. Gökten gelecek müjdeli haberi “hilali” bambaşka bir heyecanla gözlerler. Ve vuslat gerçekleştiğinde onunla geçirilecek her anı sanki ellerinden kaçıverecekmiş gibi önemseyip değerlendirirler. Uykuyu, yemeyi, içmeyi bir kenara atarak aşkın sahibine dönerler tüm hücreleri ile. Böylece Ramazanı kendileri için aşka doğru bir yeniden diriliş ayı kılarlar. Bu onların sonsuzluk yürüyüşünde önemli bir yükseliş imkânını verir kendilerine.

Bir tarafta ise iblis ve dostları her sene tekrar eden bu buluşmayı ellerinden gelse yerin dibine geçirmek ve yok etmek isterler. Onlar için bu ay kahır ayıdır, kaybediş ayıdır. İnsanlık eğrisinin tekrar tekrar bu ayla yükselişe geçmesi onları mahvı perişan eyler. O sebeple bu ayın bereketini ortadan kaldırmak, bu ayı müminlere zehir etmek için ellerinden geleni artlarına bırakmazlar. Kendilerine oyuncak ettikleri insan müsvetteleri de onlarla birlikte insanlığa karşı açılmış bu savaşa eşlik ederler.

Buna her sene şahit oluruz. Arakan’da, Somali’de, Sudan’da, Irak’ta, Afkanistan’da, Suriye’de v.d…  Ama nafile. Sonuç kesinlikle ne yaparlarsa yapsınlar onlar için hüsran olacaktır.

Zaman müminlere şahitlik edecek, Ramazan şahitlik edecek, leyli Kadir şahitlik edecek, Yüce Kuran şahitlik edecek ve mümin yürekler haykıracak:

Seni seviyoruz, senden razıyız, sen zulmetmezsin zulmedenler bizleriz.

Andolsun değişeceğiz, sana adanacak ve senin aşkına layık olarak sözümüzde duracağız.

Zalimler istemese de yeryüzünü aşk, adalet ve tevhid yurdu kılacağız.

Amenna…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.