Fellahların oturduğu kahveye yolu düşen bir İmam Hatip öğrencisi, çayını yudumlarken oturanlardan birinin Allah’a küfrettiğini duyunca irkilir. İçinde kalkıp müdahale etme isteği belirir fakat kalabalıktan ve yabancı oluşundan dolayı çekinir. Fakat ansızın, “Ne diyorsun sen, kime sövüyorsun sen” diye haykıran bir ses duyar. Genç birden ferahlar ve der ki “iyi, birisi müdahale etti gerekirse ben de bu adama destek veririm”. Fakat, adam sözlerine şöyle devam eder; “Tabi burada Allah’ın kimsesi yok, sıkıyorsa bir de bana söv”. Genç, tekrar karamsarlığına döner ve hiç bir şey yapamamanın çaresizliği ile kahveden ayrılır.

        Fellahların söylemi hepimizi rahatsız etmiştir. Böyle ortamlarda bulunduğumuzda veya bu tip konuşmaları televizyonlarda gördüğümüzde tepki veririz. Ve onlardan başka olduğumuzu hissederiz ve iddia ederiz.

        Peki, bu tip tepkilerimiz, bizim Allah inancımızın doğru olduğunu gösterir mi? Kuran’ın ifadesine göre Mekkeli müşrikler de Allah’a saygı gösteren, onun varlığını tanıyan insanlardı.

        Bu durumda,  Peygamberimizin onlarla mücadelesini nasıl izah edebiliriz? İşi daha ilginç noktaya taşıyan bir başka soru da şöyle üretilebilir.

         Farklı olduğumuza inandığımız Yahudilerin ve Hıristiyanların Allah’a olan saygıları ile bizim saygımız arasında ne fark vardır? Allah’a olan saygıları varken, O’nun varlığına itirazları yokken, niçin Allah, tekrar bir Peygamber göndermiştir?

         Bu sorulara onların Allah’a şirk koştuklarını, kendilerine indirilen Kitab’a uymadıklarını söyleyerek cevap verdiğinizi duyar gibiyim.

         Peki; bizim Allah anlayışımız, Allah inancımız Allah’ın bizden talep ettiği şekilde midir? Yani kıldığımız her rekat namazda söylediğimiz gibi gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna düşmeden, Allah’a doğru, istikamet üzere bir yürüyüşe sahip miyiz?

          Bu ve benzeri sorulara doğru cevap verebilmemiz için önce şunların yanıtlarını bilmemiz gerekir.

- Sahip olduğunuz araba, şehirlerarası bir yolculuğa siz ve aileniz olmadan çıkması gerektiğinde –gerek iş icabı gerekse emaneten- kaza riskine karşı güvenceniz nedir?
- Tarlanız veya hayvanlarınız varsa doğal afet, verimsizlik veya hayvanların ölümü gibi risklere karşı güvenceniz nedir?
- Dükkanınızın kaskosunu, evinizin daskını yaptırmadığınızı veya sigorta priminizin kayıtlarda yatırılmadı şeklinde gözüktüğünü düşündüğünüzde kendinizi nasıl hissedersiniz?
- Herhangi bir hastalık, işsizlik ve iş kaybına karşı güvenceniz nedir?

- Evli iseniz, çocuk sahibi olmanın sayısı hususunda karar verirken muhtemel riskler olarak, neleri düşünürsünüz?
- Ölüm dışındaki kayıplardan, felaketlerden, yoksunluklardan sizi kim korur?
- Gece yattığınızda ertesi günle ilgili planlarınızı aklınızdan geçirirken bir daha uyanamama ihtimalinizi düşünür müsünüz?
- Yaşınızın ilerlediğini, eliniz tutmaz, ayağınız taşımaz, gözünüz görmez….olduğunu düşündüğünüzde güvenceleriniz nelerdir?
- Karnınız ağrıdığında yediklerinizi, kafanız ağrıdığında yaşadıklarınızı mı sebep olarak görürsünüz?

- İşlerinizin birden hızlanacağına çok zengin olabileceğinize veya işlerinizin birden duracağına ve kısa zamanda fakru zarurete düşeceğinize ihtimal verir misiniz? Yoksa çok malın haramsız olamayacağına ve çok ters işler yapmadan batmayacağınıza mı inanırsınız?
- Sizce sebepsiz bir sonuç mümkün müdür? Yoksa her olayın mutlaka bir sebebi mi vardır?
- Uzven ve aklen hiçbir eksikliğinizin olmaması sizin veya anne-babanızın kromozomlarının mı bir başarısıdır?

- Depremle ilgili gündem oluştuğunda, insanları deprem değil binalar öldürür, türü cümleler kurar mısınız?
- Bugüne kadar elde ettiğiniz maddi ve manevi kazanımları (servet, makam, çoluk-çocuk, çevre) ne ile açıklarsınız?
- Kayıplarınız söz konusu olduğunda verdiğiniz cevap üstteki cevaptan farklı mıdır?

- Sizin için yüz ondan, bin yüzden üstün müdür? Büyüklük, küçüklük, azlık ve çokluk gibi değerleri belirleyen sayılan şeylerin rakamsal değerleri midir?
- Bereket sizce nedir? Rakamların gösterdiğinin dışında bir büyüklük, çokluk mümkün müdür?

- Sizin Allah’ınız tüm kainatın düzenini kurmuş, bir kenara çekilmiş dinlenen, dünyadaki işlere karışmayan bir Allah mıdır?

- Allah’la henüz çözüm bulunamayan ölüm dışında bir işiniz var mıdır?

- Evet, sizin Allah’ınız şu anda ne iş yapmaktadır?

- O Allah şimdi nerdedir?

              Sakın sizin de,  Allah’ınız (Nietzsche’nin tanrısı gibi) kayalıklardan düşüp, ölmüş olmasın!


 Mustafa ÖNSAY
* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir.  


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.