Bugün, şurası herkesin malumudur ki Türkiye büyüyen bir ülke konumundadır. Nüfusu büyümektedir, ekonomik olarak büyümektedir, toplam bütçesi artmakta kişi başına düşen milli geliri yükselmektedir. Ulaştırma, tıp, eğitim, bilimsel gelişmeler v.d. Hangi alana bakarsanız bakın Türkiye’nin hem sayısal ölçülebilir değerler açısından hem de psikolojik olarak ciddi bir büyüme ve güçlenme tirendi içerisinde olduğunu çok net olarak görürsünüz.

Büyümek bir bakıma kabına sığamamak anlamına da gelir. Eğer büyüme ve kabına sığamama durumu varsa ortada ister istemez bunun getirdiği sıkıntılarda söz konusu olacaktır. 
Bu sıkıntıların biri doğal olarak büyümenin getirdiği iç sıkıntılar olurken bir diğeri de dışarıdan kaynaklanan sıkıntılar olacaktır ister istemez. 
Doğal ve beklenen, beklenen ama istenmeyen. 

Birde Türkiye’nin kendi şahsı-maneviye sine ait özel durumu bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti durdurulmuş bir medeniyetin devamı ve temsilcisi konumundadır. Kendi bunu böyle ifade edip adını koymasa da dışarıdan bakan dost da düşman da bunu böyle görmektedir. 
Birileri tarafından yavaş yavaş zehirlenerek yok edilmeye çalışılan ama muvaffak olunamayan bir medeniyetten bahsediyoruz.
 
İnsanlık adına bir medeniyet kurma yetisine ve öğretisine sahip olamayan fakat kurnazlığı, hileyi ve katli çok iyi öğrenmiş Anglo-Judist güruh, bu topraklar ve çok daha fazlasında kurulu bulunan bu medeniyetin bir an önce sonunu getirme gayretiyle kolları sıvadılar ve her türlü hile ve desiseyi ortaya koymaktan çekinmediler. En önemlisi bu yola “can” koydular. 
Hem de ne can. 16. yüzyıldan başlayıp bu güne kadar devam eden bir insanlık kıyımı. Hedef belli, sonuca ulaşmak için her yol mubah, heder edilen canların hiç mi hiç değeri yok. 
Aslında medeniyet ve tarih bilimcilerine göre ve tabii sosyologlara göre medeniyetler ve devletler doğarlar, büyürler ve ölürler. Birde büyürken durdurulmaya ve yok edilmeye çalışılan medeniyetler vardır. Bu şekilde tarih ırmağının akışına müdahale edilerek yatağı değiştirilmeye çalışılır. Tarihin doğal seyrine, yasaklanmış olan yani suç olanla yani öldürmeye teşebbüsle müdahale ederek makdülün mirasını gasp etme hevesi ile ortaya konmuş bir değişim meydana getirmeye çalışılır. 
Bilirsiniz cinayetin suçlusu asla gizli kalmaz, en mükemmel planlanmış cinayetlerin bile aradan onlarca yıl geçse de suçlusu bulunur kaidesi vardır. Cinayet bir bakıma bumerang gibi gelir ve failleri bulur. Bundan kaçış yoktur. 
Meşru olmayanla, meşru ve devamlılığı mümkün bir yapı tesis edilemez. Sadece geçici bir kandırmaca mümkün olabilir. Böylesine bir yapıdan da ne huzur ne refah sadır olur. 
Bugün dünyada devam eden bitmek bilmeyen huzursuzluğun ve sefaletin sebebi budur.
 
Şeytana bile parmak ısırtacak hile ve entrikalarla, insanlığın birikimlerini sabırsız, umursamaz ve cahil bir anlayışla, hoyratça tüketme derdine düşmüş Anglo-Judist yapı vampirce bir tutumla insanlığa ve insanlığın temsilcisi medeniyete dişlerini geçirmiş kanını emmeye devam etmektedir. Emdiği kanla şişen cüssesi ile övünmekte, böbürlenmekte ve bunu bir medeniyet olarak kendine ve insanlığa yutturmaya çalışmaktadır. 
Bugün hala yeryüzünde insanlık için tek bir medeniyetten bahsedebiliriz. Buda herkesin malumudur. İnsanlık kendisine yaşatılan bu yeryüzü cehenneminin bir an önce sonunun gelmesini beklemektedir. Bu bekleyiş bir gayrete dönüşmezse var olan kan kaybı dirilişe mani olmaya devam edecektir.
Türkiye insanlık adına bir gayretle kendi çabasını ortaya koymaya başlamıştır. Sabır, birikim ve  azimle birleşen bu mücadele kısa sürede birileri için beklenenden daha fazla sonuç vermiştir. Artık insanlık tekrar gözlerini bu coğrafyaya dikmiştir. 

“Yeni mir medeniyet örtüsü altına gizlenen alaca karanlık kuşağı sakinleri” bundan son derece muzdarip olmaktadır. Örtüp gizlediklerinin üstünün açılmasından korkmaktadırlar. İnsanlık gerçekle yüzü yüze geldiğinde bu güne kadar emilen/akıtılan kanın hesabını elbette soracaktır.   
İnsanlık mahkum edildiği bu “alaca karanlık” kuşağından çıkacak ve vampirlerin tasallutundan kurtulacaktır.
Zaman insanlık adına el ele verip aramızdaki selamı artırarak birlikteliğimizi güçlendirme zamanıdır. Sabırla, muhabbetle bize yutturulmaya çalışan sihir ve illüzyonları dualarımız ve gayretlerimizle boşa çıkarmalıyız. Onların bir hesabı bir hilesi varsa bile daha üstün hesap nasılsa onları kuşatacaktır. Bizler insana yakışır bir duruş sergilediğimizde onların oyunları kendi başlarına geçirilecektir.
Aman dikkat edelim virajı yanlış almayalım. Oynanmak istene oyuna gelmeyelim. Birbirimize sahip çıkalım kendimize güvenelim. Yılmadan çıktığımız yola devam edelim.
Unutmayalı karanlık aydınlığın yokluğudur. Aydınlık uzak gibi gösterilse de ufukta kendini göstermiştir. 
 
Selam ile…

Mustafa Yenipazar

 * Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler yanlızca direk link verilerek paylaşılabilinir. 
  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.