Son dönem ülke gündemini meşgul eden tartışmalar aklıma hep şu dizeleri getiriyor;
Hani, milliyetin İslâm idi… Kavmiyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyetine.
“Arnavut” ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri,
Arap’ın Türk’e; Laz’ın, Çerkez’e yahut Kürd’e;
Acem’in Çinli’ye rüçhânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer!
Fikri kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır Ruh-u Nebi tefrikanın;
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!
Şu senin akıbetin bin bu kadar yıl evvel,
Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?

Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!
Dinle Peygamberin ilâhî sözünü.
………
Medeniyet size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.


(Safahat, Mehmet Âkif ERSOY, İnkılâp Yayınları, sayfa:205)
            Çok bilinen hatta çoklarınca ezbere okunan bu satırların sahibi Mehmet Akif’i bir daha rahmetle ve minnetle anıyorum. Bu zihnimi kaplayan minnet hissinin ardından geride kalan ise çoğu zaman şaşkınlık oluyor.
Bütün bir ülkenin sözünün ve şiirinin büyüklüğünü teslim ettiği bir şairin, bazı mesajlarının toplumca anlaşılamamış olması çoğu zaman kabul edilebilir bir realitedir. Bazı insanları anlamak yüzyıllar gerektirebilir ve bunun örnekleri de vardır.
Fakat burada durumu ilginç kılan, daha yüz yıl önce koca Osmanlı’yı paramparça eden bu ırkçılık virüsünün son bakiye üzerindeki insanlarda hala bu kadar etkili olabilmesidir.
Bu dizeler, virüsün kendi içlerinde saraylar kurduğu bazı insanlar tarafından –Akif’in Arnavut asıllı olması, buna rağmen Osmanlı’ya sahip çıkışındaki erdem ve bu erdemi göstermemişlere kızgınlık içinde - haykırarak okunabiliyor.
İnsanoğlu hakikaten enteresan bir varlık. Toplu hale geldiklerinde bu enteresanlığın ulaştığı seviye ise tahminleri zorlayabilecek kabiliyete sahip olabiliyor.
Daha geçen yüzyıl başına gelenleri ve sebeplerini anlamamış olsalar veya bu şiirleri ezberleyecek kadar meseleyi özümsemiş olmasalar ve yüzyıldır her muhabbetinde bundan dem vuran bir insan topluluğu olmasalar belki bu cenderede boğulmalarını izah edebilecek tahliller bulunabilir.
Hadi bir şekilde, üç beş satır bulalım ve bu toplulukların halet-i ruhiyelerini bir şekilde izah edelim.(izahı mümkünse!)
Ya İslamcıları ne yapacağız?
Bütün bir Kitap ve Tarih’in haykırdığı yalın gerçeği bilen, iman eden, savunan, haykıranları ne yapacağız?
Şunu bilin;
Atalarınızı üstün kılan Malazgirt, İstanbul, Bosna, Viyana sevgileriydi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Onların bir gün Bosna’da öbür gün İstanbul’da daha ertesi gün Budapeşte’de olacak uçakları yoktu.
Ve orda burada olmak, oraya buraya sahip olmak gibi bir mefkureleri de yoktu.
Öyle olsaydı;
 “Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır.
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır”
deyip, bütün Ortadoğu’yu İstanbul’un bir taşı mesabesinde görüp, İstanbul’u fethedip sonra da Bosna’nın, Budapeşte’nin… Viyana’nın peşine düşmezlerdi….
Eğer, siz taşın peşine düştüyseniz, size sorabilirler; “İstanbul ne olacak?”
İyisi mi? Siz siz olun mekanları da zamanları da aşan, öteyi düşleyen bir mefkureye sahip olun.
Yoksa, şu soruya hazır olun!
Kevser’den Hucurat’a kadar ayetleri bilenler “Nereye Gidiyorsunuz?” (Tekvir 81/26)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.