Bundan yıllarca önceydi. Bu ülkede yaşamanın adının umutsuzluk ve kaybetmek olduğu dönemlerdi.
Ardı ardına gelen “batsın bu dünya” soruları başımızı yerden kaldırmamamız gerektiğini tembihliyordu bizlere…
Biz, neden hiçbir şeyi doğru yapamıyoruz?
Neden hiçbir alanda bir başarı ortaya koyamıyoruz?
Bizim, neden hiç gerçekleşeceğine inandığımız hayallerimiz yok?
Neden, güne gülerek başlayamıyoruz?
Biz, neden ben dünyanın en iyisi olacağım diyen ufukların bulunduğu bir toplumda değiliz?
Neden Avrupalılar her şeyi bizden çok daha önce düşünür ve uygularlar?
Neden bizim tarihimiz çok kötü ve memlekete ihanet eden, basiretsiz insanlarla dolu?
Bizler, aslında rast gele bir araya gelmiş bir kalabalık ve çok fazla çoğalan ama değeri olmadığı için çoğalmaması yani sürekli nüfuz planlaması yapması gereken bir güruh muyuz?
Bizim üzerimize yağan yağmurlar çamur, Avrupa’nın üzerine yağan yağmurlar neden çimen üretir?
Neden onların boyları uzunda bizim kısa?
Neden biz esmeriz bak onlar ne güzel beyaz?!!!..
Neden onların ufku delen mavi gözleri varda bizim boş bakan kara gözlerimiz?
Neden, neden, neden?
Vur dibine gitsin.
Cevap yok. Zaten bu soruları sesli soracak yürekte yok.
Sorular herkesin aklına hapsedilmiş. İçten içe yiyip bitiren ama herkesin birbirinden sakladığı.
….?
Ama bizim şanlı bir tarihimiz var!
İyide o zaman neden o tarihe çevremizde yüksek sesle konuşabilenler sürekli küfrediyor? Demek ki o da doğru değil.
Sahi biz bu dünyaya nereden geldik? Eğer biz vardıysak onlar nereden geldi?
Hep birlikte bağıra bağıra aynı şarkıyı söylemekten başka yapacak bir şey bırakmamışlardı bize;

Peki peki anladık
Her şeyden sen anlarsın  
Her şeyi sen bilirsin
En güzel grubu sen kurdun
En güzel ritmi sen buldun
En iyi dalgıç sensin
En güzel filmi sen çektin
Peki peki anladık
En güzel sen bakarsın
En güzel sen ağlarsın
İlk önce sen başlattın
En önce sen yavaşlattın
En uzağa sen gittin
En çabuk da sen döndün
Sen neymişsin be abi…
 
Bize bunu abiler bir güzel anlatmışlardı bizde anlamıştık.
İyide NEDEN!!?
 
İşte böylesi bir haleti ruhiye içerisinde iken bir gün bir yazı okudum. Tam hatırlayamıyorum bir dergi miydi yoksa gazetemi? Yazarı sağ görüşlü müydü yoksa sol görüşlümü hatta ismi neydi o bile kalmamış aklımda. Ama ’yi hiç unutmadım.
Evet, aradığım nedenlere bu yazıda biri bir cevap veriyordu kendi çapında ve galiba haklıydı…
 
Aslında biz umutsuz bir vaka değiliz diyordu.
Aslında bizden de adam olur ama istersek diyordu.
Aslında en güzel golü bizde atabiliriz, en güzel şarkıyı bizde yazabiliriz, en uzağa biz gidip en çabukta yine biz dönebiliriz diyordu.
Ve tabi ekliyordu ama kuralını yeniden hayat geçirmeliyiz.
3İ kuralımı, yeniden mi?
Yani bizim eskiden zaten bildiğimiz ve uyguladığımız ama şu anda uygulamadığımız bir şeyden mi bahsediyordu?
Olanca merak ve odaklanmayla yazıya yüklendim.
 
3İ yani İSTİKLAL, İSTİKBAL VE İSTİKRAR…
İstiklal: özgürlük. Ne yani biz özgür değil miydik ama öyle olduğumuzu ve hatta bunun savaşını bile verip kazandığımızı söylüyorlardı yüksek sesle konuşabilenler bize.
İstikbal: Gelecek, gelecek umudu. Evet, gerçekten de böyle bir şey yoktu. İstikbalin bizlerin eseri olacağı sanki söyleniyor gibiydi ama, eser ne, gelece ne, biz neyiz?...
İstikrar: Kararlılık. Karalı olunan tek şey sanki kararsızlık gibiydi. Karlıyız yönümüz batı diyorlardı ama batı denilenler bizi gale almadıklarını ve kabul etmeyeceklerini söylüyorlardı. Önce bizim gibi olun sonra düşünürüz. Olacağız, inanın olacağız diyorduk. İnandırıcı bulmuyorlardı anlaşılan bizi.
 
Ama yazı farklı şeyler söylüyordu. Bizim içimizden çıkmış insanların, onların arasında özgür bir şekilde, gelecek umuduyla, kararlı bir çalışma ve azimle çok önemli işlerin altına imza attığından bahsediyordu. Örneklerini de ortaya koyuyordu. Ve tarihimizde bizlerinde bu istikamet ve formülle büyük başarılara millet olarak imza attığımızdan..
Topyekûn 3İ doğrultusunda yapılanırsak tekrar büyük bir millet olabiliriz diyordu.
O gün ve o günden sonra o yazı üzerinde çok düşündüm ve 3İ ye dördüncüsünü ekleme kararını verdim. Yani 4i, İNANÇ, İSTİKLAL, İSTİKBAL, İSTİKRAR
Belki sizde yenilerini eklersiniz.
Güzel olur.
Nede olsa artık umutsuzluğun ve yenilmişliğin gayya kuyusunda değiliz… 

Mustafa Yenipazar

* Sitemizde ki Köşe Yazıları Yazarın Sorumluluğundadır. Sitemizdeki Yazı ve Haberler direk link verilerek paylaşılabilinir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.